Dini şiirler ve Ilahi sözleri

Olur mu?

Aşk şerbeti içmezse,
Gönül hayran olur mu?
Aşk denizi geçmezse,
Kişi üryan olur mu?

Gözlünden akıt yaşı!
Gör, yapan kimdir işi!
Kul olmam derse kişi,
Mülke sultan olur mu?

Derviş adı takmazsa,
Aşkla ciğer yakmazsa,
Deryalara akmazsa,
Gölün umman olur mu?

Geçiyor gençlik çağı!
Eriyor yürek yağı!
Gülsüzse aşkın bağı,
Bülbül nâlân olur mu?

Akkermani aç gözü!
Doğru söyle her sözü!
Küfürden yıka özü!
Küfür iman olur mu?

Nakşî-yi Akkermânî
 
Hilye-i Seadet

Eshabına nasihatten sonra,
Fahri âlem dedi, benden sonra.

Hilye-i pakimi, görse biri,
Olur o, yüzümü görmüş gibi

Gördükte, hubbu hâsıl olsa,
Yani, hüsnüme âşık olsa.

Beni görmeği etse arzu,
Kalbi, sevgimle olsa dolu.

spyhackerz olur, ona haram,
Rabbim, Cenneti eder ikram.

Dahi, haşretmez çıplak, anı Hak,
Olur gufranına, Hakkın mülhak.

Denildi ki, hilye-i Resuli,
Severek yazsa, birinin eli.

Eder Hak, onu korkudan emin,
Bela ile dolsa, ruy-i zemin.

Hastalık görmez, dünyada teni,
Ağrı çekmez hiç, bütün bedeni.

Günah etmiş ise de, bu adam,
spyhackerz cismine, olur haram.

Ahirette azabdan kurtulur,
Dünyada her işi, kolay olur.

Haşreyler, anı hem, Rabbi celle,
Dünyada, Resulü görenlerle.

Hilye-i Nebiyi, güç iken beyan,
Başlarız, ona oldukça imkân.

Sığınarak Zülcelale,
Vasf ederiz âcizane.

İttifak etti, bu sözde ümem,
Kırmızı beyazdı, Fahri âlem.

Mübarek yüzü, halis ak idi,
Gül gibi, kırmızımtırak idi.

İnci gibi, yüzündeki teri,
Pek hoş eylerdi, güzel cevheri.

Terleyince, O menbaı sürur,
Dalgalanırdı sanki bahri nur.

Görünürdü gözü, daim sürmeli,
Kalbleri çekerdi, güzel gözleri.

Akı, beyaz idi gayetle,
Onu övdü Rabbi, âyetle.

Siyahı anın, değildi ufak,
Bir idi ona, yakınla uzak.

Geniş, güzel ve latifti gözü,
Nur saçardı hep, mübarek yüzü.

Kuvve-i bâsıra-i Mustafavi,
Gece gündüz gibi, olurdu kavi.

Bakmak arzu etseydi, bir yere,
Cism-i pâki de dönerdi bile.

Başa tâbi ederdi cesedi,
Bunu terk etmemişti ebedi.

Hem, cisim idi, Resul-i ekrem,
Yaraşır, ruh-i mücessem desem.

Güzel, hem sevimli idi Resul,
Hakka çok, sevgili idi Resul.

Malikle Ebu Hâle, söyledi,
Hilal gibi, açık kaşlı idi.

İki kaşı arası, her zaman,
Gümüş gibi görünürdü, ayan.

Mübarek yüzü, az yuvarlaktı,
Derisi, berrak, hem de parlaktı.

Siyah kaşları mihrabı, anın,
Kıblesi idi, bütün cihanın.

Ortası yüksekçe görünürdü,
Yandan bakınca, mübarek burnu.

Çok güzel idi, çekme ve latif,
Edemez gören, Onu tam tarif.

Seyrek idi, dişlerinin arası,
Parlardı, sanki inci sırası.

Ön dişleri, ettikçe zuhur,
Her tarafı, kaplardı bir nur.

Gülse idi, iki cihanın serveri,
Canlı cansız, her şeyin Peygamberi.

Görünürdü, ön dişleri, pek afif,
Dolu daneleri gibi, çok latif.

İbni Abbas der, Habib-i Huda,
Gülmeğe, eyler idi istihya.

Hem hayâsından O, dinin senedi,
Kahkaha etmedi derler, ebedi.

Nazik, mahcup idi, Resul-i cenab,
Daim eyler idi, bakmağa hicab.

Yüzü benzerdi, yuvarlak aya,
Zati aynaydı, yüce Mevlaya.

Nurlu idi hep, o vech-i hasen,
Bakılmazdı, tenevvüründen.

Gönüller aldı, o güzel Nebi,
Aşıkı oldu yüzbin Sahabi.

Bir kerrecik görenler, rüyada,
Dediler, böyle zevk yok, dünyada.

Hem güzel yanakları, bileler,
Fazla etli değildi, diyeler.

Anın etmişti, cenab-ı Halık,
Severek, yüzün ak, alnın, açık.

Boynunun nuru, ederdi her an,
Saçları arasında, lemean.

Mübarek sakalından, iyi bil,
Ağarmıştı ancak, on yedi kıl.

Ne kıvırcıktır, ne de uzun,
Her uzvu gibi idi, mevzun.

Gerden-i pâki Resul-i afak,
Gayet ak idi ve gayet berrak.

Eshab içinden, çok ehl-i edep,
Karnı, göğsiyle, birdi, dedi hep.

Açılsaydı, mübarek sinesi,
Feyiz saçardı, ilim hazinesi.

Aşka olunca, mahall-i teşrif,
Başka olurmu, o sadr-ı şerif?

Mübarek sinesi, geniş idi,
İlm-i ledün, Ona inmiş idi.

Ak ve berraktı, o sadr-ı kebir,
Sanırdı görenler, bedr-i münir.

Ateş-i aşk-ı zât-ı ezeli,
Odlara yakmıştı, O güzeli.

Bilir elbet bunu, pir-ü civan,
Yassı kürekliydi, Fahr-i cihan.

Sırtı ortası hem, etli idi,
Kerem sahibi, devletli idi.

Gümüş teninde, letafet vardı,
İrice mühr-i nübüvvet vardı.

Sırtında idi, mühr-i nübüvvet,
Sağ tarafına yakındı, elbet.

Bildirdi bize, edenler tarif,
Bir büyük ben idi, mühr-i Şerif.

Rengi, sarıya yakın, karaydı,
Güvercin yumurtası kadardı.

Etrafına çevirmiş, sanki hatlar,
Birbirine bitişik, kılcağızlar.

Anlatanlar, O âli nesebi,
Dedi, iri kemikliydi Nebi.

Her kemik iri, merdane idi,
Sureti, sireti şahaneydi.

Mübarek azasının her biri,
Uygun yaratılmıştı hem, kavi.

Çok hoş idi, her uzvu anın,
Âyetleri gibi, Kur’anın.

Elleri ayası, O sultanın,
Ayakları altı, dahi anın.

Geniş ve pak idi, nazik mergub,
Taze gül gibi, latif ve mahbub.

Çok mevzun idi, der ehli nazar,
O kerametli, mübarek eller.

Selam verseydi, birine eğer,
Tebessüm ederdi hep, Peygamber.

Bir iki gün, geçseydi aradan,
Hatta uzasaydı da, bir aydan.

Belli olurdu, hoş kokusundan,
O kimse, adamlar arasından.

Billur gibiydi, ten-i bimuyu,
Nice medh edeyim, ol pehluyu.

Dostu seyr etmek için, O şerif,
Göz olmuştu, bütün cism-i latif.

Kemal üzereydi, nazik teni,
Hallâk göstermişti. Hikmetini.

Yoktu, göğsünde, karnında asla,
Hiçbir kıl, sanki gümüş levha.

Göğsü ortasından aşağı yalnız,
Bir sıra kıl, dizilmişti, hilafsız.

Bu siyah hat, mübarek bedeninde,
Hoştu, hale gibi, ay çevresinde.

Bütün ömründe kalmıştı, keza,
Gençlikte gibi, mübarek aza.

İlerledikçe, sinn-i Nebevi,
Tazelenirdi hep, gonca gibi.

Hem dahi, kâinatın Sultanı,
Zan eyleme ki, ola pek yağlı.

Ne zaif, ne de pek etli idi,
Mutedil, hem pek kuvvetli idi.

Lahmı, şahmı, dediler ehl-i derun,
Birbirinden, ne ziyadeydi, ne dun.

Etmiş, ol beden serayın üstad,
Adl-ü dad ile esasın bünyad.

İtidal üzere idi, pak teni,
Nura gark olmuştu, bütün bedeni.

Orta boylu idi, o Sidre mekân,
Ortalık, Onun ile buldu nizam.

Seyreden, mucize-i kametini,
Dedi hep, medhedip hazretini.

Görmedik böyle, gül yüzlü güzel,
Boyu, hem huyu, hem yüzü güzel.

Orta boylu iken, Nebi,
Uzun kimseyle yürüseydi.

Ne kadar, uzun olsa idi, o er,
Yine yüksek görünürdü, Peygamber.

Uzun boylu olandan o cevher,
Yüksek idi, el ayası kadar.

Bir yol gitseydi, izzetle,
Hızlı yürür idi, gayetle.

Deriz, vasf-ı şerifinde yine,
Yürürken, eğilirdi önüne.

Yani, bir yokuştan iner gibi,
Daim önüne, az eğilirdi.

Şanlı, şerefli idi, o Celil,
İftihar eylerdi, ruh-ı Halil.

Bir zatı ki, murad ede Huda,
Her azası, olur elbet ala.

Yolda giderken, eğer bir kimse,
Ansızın, Resulullahı görse.

Korku düşerdi, kalbine anın,
Yüksekliğinden, Resulullahın.

Hem de biri, Nebi ile, müdam,
Sohbet ederek, söylese kelam.

Sözlerindeki lezzet ile ol,
Kul olurdu, kabul etse Resul.

Etmişti Onu, Hallak-ı ezel,
Hüsn-i ahlakla, bi misl-ü bedel.

Ya Resulallah! Gücüm yok medhine,
Yaratıldık hep, senin hürmetine.

Hâsılı, ey Şah-ı iklimi vefa,
Sana canım da feda, her şey feda.
 
Yücesin ya Resulallah

İnsanlığı karanlıktan,
Çıkarırsın biiznillâh,
Karanlığı aydınlatan,
Güneşsin ya Resulallah.

Sensiz ilim, sanat olmaz,
Medeniyet, hayat bulmaz,
Senin gülün, asla solmaz,
Mihenksin ya Resulallah.

Zulüm asrı Orta Çağ’dan,
Sensin güneş gibi doğan,
Âlemleri nura boğan,
Rehbersin ya Resulallah.

Bilinmez yerlere uçtun,
Kâinata ışık saçtın,
Aydınlık bir ufuk açtın,
Mehtâbsın ya Resulallah.

Bilgi çağı senden gelir,
Aydınlığı nûrun verir,
Kıymetini bilen bilir,
Habibsin ya Resulallah.

Uzay çağı, bilgisayar,
Nice modern vasıtalar,
Menşei hep Kur’anda var,
Rahmetsin ya Resulallah.

Önem verdin tecrübeye,
İlmi, fenni öğrenmeye,
Yol gösterdin ileriye,
Işıksın ya Resulallah.

Seni seven, bize yârdır,
Sensiz bize, dünya dardır,
Her şey senin için vardır,
Nimetsin ya Resulallah.

Senden aldı fikriyâtı,
İlmi, fenni ve sanatı,
Faydalandı Doğu, Batı,
Öndersin ya Resulallah.

Doğru çıktı ne dediysen,
On beş asır öncesinden,
Muhammedül eminsin sen,
Âdilsin ya Resulallah.

İyilikte, adâlette,
Cömertlikte, asâlette,
Merhamette, fazilette,
Örneksin ya Resulallah.

Her alanda zirvedesin,
Her an taze bir habersin,
Sen en büyük Peygambersin,
Kerimsin ya Resulallah.

Hâlis sevgi kaynağısın,
İlâhi aşk ummânısın,
Enbiyanın sultanısın,
Yücesin ya Resulallah.

Allah’tandır senin ilmin,
Mevhibedir, engin bilgin,
Güzel huyun, sabrın, hilmin,
Ümmisin ya Resulallah.

Dünyadaki güzellikler,
Teknikteki yenilikler,
Senden bütün iyilikler,
Zirvesin ya Resulallah.

Uyduk hain nefsimize,
Bak günahkâr hâlimize,
Şefaat et yarın bize!
Ümidsin ya Resulallah.

Sonsuz kudret sahibinden,
Her ne bilgi getirdiysen,
Hoca iman eder hemen,
Eminsin ya Resulallah.
 
Sevgili Peygamberimiz

Allah’ın sevgilisi,
Çok büyüktür rütbesi.

Her güzellik Ondadır,
Muhabbeti candadır.

Âşıktır ümmetine,
Gücümüz yok methine.

O güzeller güzeli,
Canımızdan ileri.

Derde deva sözleri,
Hep düşünür bizleri.

Rabbimizin habibi,
Hasta kalbler tabibi.

Hulki azim sahibi,
Bulunmaz Onun gibi.

Kurtuluş için tek yol,
Ona layık ümmet ol!

Nefsini çek aradan!
Yardım eder Yaradan.

Korkuyorsan Allah’tan,
Uzak dur her günahtan!

İşini dine uydur!
Hoca, denmez bu zordur.
 
İki cihanın gülü

Bağımıza giresin,
Baştan başa güldür gül.
Muradına eresin,
Çiçekler hep güldür gül.

Kurusu gül, yaşı gül,
Toprağı gül, taşı gül,
Ayağı gül, başı gül,
Bostanımız güldür gül.

Bahçede gül dalı var,
Kovanda gül balı var,
Beyazı var, alı var,
Koklanılan güldür gül.

Sevenler gül gönderir,
Gözünden yaş indirir,
Stresi gül dindirir,
İlaçları güldür gül.

Kokar gül tutan eller,
Dikensizdir bu güller,
Ne derse desin eller,
Bize gelen güldür gül.

Gülü nazik tutarlar,
Sevenler, gül atarlar,
Gül alıp, gül satarlar,
Yerler gökler, güldür gül.

Açılır gonca güller,
Gül kokar, tutan eller,
Salevat söyler diller,
Resul teri güldür gül.

Hoca, bu övgü neden?
Bu aşk değil çiçekten,
Koku gelir Resul’den,
İki cihan güldür gül.
 
Ya Resulallah

Kimsenin gücü yetmez, Rabbin seni övüyor,
(Sen habibimsin) diyor, herkesten çok seviyor,
Bizzat kendisi sana salevat getiriyor,
Yüce Kur’an bildirdi bunu ya Resulallah.

Nisan yağmuru oldun, rahmet saçtın âleme,
Sabrı cemil gösterdin, her ezaya, eleme,
Güzel ahlakın gelmez, yazıya ve kaleme,
Vasfını anlatamaz kimse ya Resulallah.

Yetim gözüyle baktı, nasipsiz olan sana,
Ebu Cehil bu yüzden, giremedi imana,
Resulullah bilenler, kavuştu çok ihsana,
Nice köleler sultan oldu ya Resulallah.

Sana iman edenler, sonsuz değer buluyor,
Kalbe huzur geliyor, korkuları gidiyor,
Feyizlerle doluyor, nurlu ışık saçıyor,
Bâtıl olan göremez bunu ya Resulallah.

Her derde deva sensin, her ruha şifa sensin,
Müminin başına taç, kalbine cila sensin,
Sen seyyid-ül beşersin, her şeyden a’lâ sensin,
Kurtulur seni seven elbet ya Resulallah.

Enbiyanın serveri, ulemanın rehberi,
Evliyanın mürşidi, Hakk’ın son peygamberi,
Teşrifin sevindirdi, yedi kat gökle yeri,
Senin gibi, bir canan yoktur ya Resulallah.

Seni seven müminin, kalbinde imanısın,
Üzüntüsü hiç olmaz, derdinin dermanısın,
Şefaatini bekler, gönlünün fermanısın,
Medet uman kavuşur elbet ya Resulallah.

Hoca der, müminlerin, en yüce emelisin,
Gören iki gözüsün, tutan iki elisin,
Her şeyi sana muhtaç, ruhunun temelisin,
Var oldu cihan senin için, ya Resulallah.
 
Efendimiz doğduğu gün

Putlar devrildi yüzüstü,
Efendimiz doğduğu gün.
Yıkıldı tağutun büstü,
Efendimiz doğduğu gün.

Hemen secdeye eğildi,
Ben Peygamberim dedi,
Sünnet edilmiş görüldü,
Efendimiz doğduğu gün.

Kâinat nur ile doldu,
Şeytanlar sararıp soldu,
Çok garip olaylar oldu,
Efendimiz doğduğu gün.

Kurumuştu Save gölü,
Bin yıl yanan ateş söndü,
Kâfirler şaşkına döndü,
Efendimiz doğduğu gün.

Büyücüler âciz kaldı,
Sihrini yapamaz oldu,
Kisra’nın köşkü yıkıldı,
Efendimiz doğduğu gün.
 
Resulullah efendimiz

Cenâb-ı Hak, Resûlünü gönderdi,
Kur’ân-ı kerimi Ona indirdi.

İki cihanın da serveridir O,
Cenneti a’lânın rehberidir O.

Odur kâinatın kâmil insanı,
Odur Hakk'ın bize yüce ihsanı.

Nûru ile aydınlandı kâinat,
Görüldü sayısız pek çok mucizât.

Harikalar verdi ona Yaradan,
Temiz sular aktı parmaklarından.

Bir gece Kudüs’e vardı Mekke’den,
Bir anda gökleri Odur seyreden.

Onu tasdik eden yüce Kur’ândır,
Peygamberliğine kâfi burhandır.

O teşrif edince değişti insan,
Ona iman etti putlara tapan.

Kusursuz olarak yaratıldı O,
Hep güzelliklerle donatıldı O.

Sâdık idi, Ondan herkes emindi,
Bütün ataları birer mümindi.

Peygamber bilene edildi ihsan,
Köle iken oldu ebedi sultan.

Her derde devadır, her ruha şifa,
Gözlere sürmedir, kalblere cilâ.

Seyyid-ül-beşerdir, başlara taçtır,
Bütün insan ve cin Ona muhtaçtır.

Bütün dertlilerin dermanıdır O,
Aşkla yanan gönlün fermanıdır O.

Dünyada ne kadar deniz var ise,
Mevlâ hepsini de mürekkep etse.

Melek, ins ve cinne, verse kalemi,
Kâğıt yapsa on sekiz bin âlemi.

Yıllarca yazsalar, Onun methini,
Yine yapamazlar binde birini.

Vasfına olamaz, kimse tercüman,
O olmasa idi, olmazdı cihan.

Yâ Rabbi, Habibinin hürmetine,
Hoca’yı kavuştur şefaatine!
 
Peygamberimiz

Cenab-ı Hak, Resulünü gönderdi,
Kelam-ı kadimi ona indirdi.

İsmi söylenecek dillerde ebet,
Müslümanlar Ona eder muhabbet.

Her iki cihanın serveridir O,
Cennet yolunun rehberidir O.

Odur kâinatın kâmil insanı,
Odur Hakk'ın bize yüce ihsanı.

Hem yerde, hem gökte fahr-i âlemdir,
Ona inanmamak sonsuz elemdir.

Onun yolundadır bütün evliya,
Ümmet olmak ister Ona enbiya.

Sünnetine sarılmalı Müslüman,
İhsana kavuşur Resule uyan.

Bir adı Mahmut, bir adı Ahmet,
Oldu bütün âlemlere rahmet.

Beddua etmedi düşmana bile,
Emindi, yapmazdı kimseye hile.

Nuru ile aydınlandı kâinat,
Onda görülmüştü pek çok mucizât.

Harikalar verdi Ona Yaradan,
Temiz sular aktı parmaklarından.

Bir gece Kudüs’e vardı, Mekke’den.
Bir anda gökleri Odur seyreden.

Onu tasdik eden yüce Kur’andır,
Hoca, mucizeler, kâfi burhandır.
 
Resulullah

Sultanlar sultanı Peygamber iken,
Yaratılmamıştı hazret-i Âdem.

Hak katında Onun kıymeti çoktur,
Şerefi, izzeti, rağbeti çoktur.

Nebilerin, resullerin mâhıdır,
İlm-i zâhir, ilm-i ledün şâhıdır.

O teşrif edince değişti insan,
Ona iman etti putlara tapan.

Kusursuz olarak yaratıldı O,
Güzel huylar ile donatıldı O.

Sadık idi, Ondan herkes emindi,
Bütün ataları birer mümindi.

Sen rahmetsin diye, Rabbi övüyor,
Habibimdir diyor, Onu seviyor.

Kur’anda Rabbi, Ona salât ediyor,
Ümmete siz de, salât edin diyor.

Yetim diye bakar, nasipsiz Ona,
Bu yüzden gelmedi, kimi imana.

Peygamber bilene, edildi ihsan,
Köle iken oldu, ebedi sultan.

Her an ümmetine kucak açıyor,
Karanlık dünyaya ışık saçıyor.

Her derde devadır, her ruha şifa,
Gözlere sürmedir, kalblere cila.

Herkesin seyyidi, başlara taçtır,
Bütün insan ve cin, Ona muhtaçtır.

Aşkı ile yanan, bağrı kanayan,
Bâtıla sapar mı, Onu tanıyan.

Bu aşkın sırrını gâfil anlamaz,
Bid’at ehli olan, Onu tanımaz.

Bütün dertlilerin dermanıdır O,
Aşkla yanan gönlün fermanıdır O.

Hoca’nın arzusu, emeli Odur,
Hakiki imanın temeli Odur.
 
Habibullah

Bir kimse ki olsa, birine âşık,
Eğer bir de olsa, aşkında sadık,

Feda eder ona, bütün malını,
Hem de esirgemez, asla canını.

Daha kıymetlidir, sevdiği candan,
Can ne ki, üstündür iki cihandan.

Reddetmez, mahbubun hiçbir sözünü,
Peki der, ekşitmez, asla yüzünü.

Onun her zahmeti, rahmettir ona,
Onun her hizmeti, minnettir ona.

Sever, sevdiğinin sevdiğini de,
Hem sever, köyünün köpeğini de.

Onun düşmanına hep düşman olur,
Onu biraz üzse çok pişman olur.

Kul kulu sevince, olursa böyle,
Ya, Mevlâ severse, ne olur söyle!

İşte yüce Mevlâ izzeti ile,
Sevdi Resulünü kudreti ile.

Onu kendisine habib eyledi,
Hasta gönüllere tabip eyledi.

Dünyada ne kadar deniz var ise,
Mevlâ hepsini de, mürekkep etse.

Melek, ins ve cinne verse kalemi,
Kâğıt yapsa on sekiz bin âlemi.

Yıllarca yazsalar, onun methini,
Yine yapmazlar binde birini.

Ona yakın olmak büyük nimettir,
Ayağının tozu cana minnettir.

Vasfına olamaz kimse tercüman,
O olmasa idi, olmazdı cihan.

Yâ Rabbi, habibinin hürmetine,
Kavuştur bizleri şefaatine!
 
İmdat et ya Resulallah

Müslümanda olsun gayret!
İmdat et ya Resulallah!
Bağrımızı deler hasret,
İmdat et ya Resulallah!

Dünya değil sonsuz durak,
Sana geldi meşhur Burak,
Ölüm değil bize ırak,
İmdat et ya Resulallah!

Burak'a biner gidersin,
Ümmetim çok zayıf dersin,
Bize şefaat edersin,
İmdat et ya Resulallah!

Mahşer yerinde durulur,
Mizan terazi kurulur,
Herkese sual sorulur,
İmdat et ya Resulallah!

Mahşer yeri gayet sıcak,
Herkes gelir çırılçıplak,
Başlar açık, yalın ayak,
İmdat et ya Resulallah!

Herkes elbet, bir gün göçer,
Ne ekmişse onu biçer,
Senin sözün elbet geçer,
İmdat et ya Resulallah!
 
Günahkârım

Günahkârım yüzüm kara
Korkarım atarlar nara
Ancak olur senden çare
Şefaat ya Resulallah

Günahla geldim bu yaşa
Bilinmez ne gelir başa
spyhackerz kaynayıp taşa
Şefaat ya Resulallah

Ümmetim diye yanarsın
Dar günde bizi anarsın
Mümine Kevser sunarsın
Şefaat ya Resulallah
 
Ya Resulallah

Güller açar gül yüzünde
Güzellik senin özünde
Sevenler senin izinde
Gidiyor ya Resulallah

Hepsi kudret dokusudur
Sekiz cennet kokusudur
Gözlerimin uykusudur
Cemalin ya Resulallah

Mevlam sana dostum demiş
Seni nur ile bezemiş
Gönlüm seni çok özlemiş
Sultansın ya Resulallah

Sözde değil sevdiceğim
Hasretim gönül çiçeğim
Bir gün sana döneceğim
Şefaat ya Resulallah
 
Şefaat ya Resulallah

Gözlere nur, başlara taçsın,
Şefaat ya Resulallah!
Hasta kula, bir ilaçsın,
Şefaat ya Resulallah!

Günahkârım yüzüm kara,
Belki düşer isem nara,
Ancak olur senden çare,
Şefaat ya Resulallah!

Günahla geldim bu yaşa,
Bilinmez ne gelir başa,
spyhackerz kaynayıp taşa,
Şefaat ya Resulallah!

Ümmetim diye yanarsın,
Dar günde bizi anarsın,
Mümine Kevser sunarsın,
Şefaat ya Resulallah!

Ehl-i beytin babasısın,
Gönüllerin sevdasısın,
Sen Muhammed Mustafa’sın,
Şefaat ya Resulallah!

Mümin olan sever seni,
Sevgi ile över seni,
Mahşer günü çağır beni!
Şefaat ya Resulallah!

Ahirette gülmek için,
Yanınıza gelmek için,
İman ile ölmek için,
Şefaat ya Resulallah!
 
Merhaba

Ey enbiyanın serveri,
Ey evliyanın rehberi,
Âlemlerin peygamberi,
Ehlen ve sehlen merhaba.

Sen canların cananısın,
Gönüllerin fermanısın,
İki cihan sultanısın,
Ehlen ve sehlen merhaba.

Yunus söyler doğru sözü,
Dergâhına sürer yüzü,
Mahşer günü bekler bizi,
Ehlen ve sehlen merhaba.
 
Kundak içinde

Gördüler Resulullah,
Doğmuş nurlar içinde,
Nurlandı yerler gökler,
Söyler kundak içinde.

Doğuran ana hayran,
Melekler eder bayram,
Hak didarını seyran,
Eder kundak içinde.

Oynatıyor elini,
Kimse bilmez hâlini,
Zikre vermiş dilini,
Söyler kundak içinde.

Döner arşı felekler,
Gökten iner melekler,
Ümmet için dilekler,
Eder kundak içinde.

O Hazret-i Muhammed,
Bıraktı bize sünnet,
Ümmeti için minnet,
Eyler kundak içinde.

Unutmayız sözünü,
Bize diker gözünü,
O habibin yüzünü,
Göster mahşer yerinde.

Yunus’un geçti yaşı,
Akar gözünden yaşı,
Peygamberlerin başı,
Bakar kundak içinde.
 
Efendime gidiyorum

Aldım elime başımı,
Efendime gidiyorum.
Akıtarak gözyaşımı,
Efendime gidiyorum.

Ağlıyorum coşa coşa,
Dere tepe aşa aşa,
Hiç durmadan koşa koşa,
Efendime gidiyorum.

Hasretlik yaktı bağrımı,
İlaç dindirmez ağrımı,
Ele duyurup çağrımı,
Efendime gidiyorum.

İtikat etmem fallara,
Tahammülüm yok yıllara,
Gözyaşı döküp yollara,
Efendime gidiyorum.

Yollar uzun, günler kısa,
Çekmiyorum hiçbir tasa,
Sıcak kuma basa basa,
Efendime gidiyorum.

Dışım soğuk, içim volkan,
Görüşmeye var mı imkân,
Belalara olur kalkan,
Efendime gidiyorum.

Sular gelmiyor kurnama,
Hasretlik tüttü burnuma,
Taşlar bağlayıp karnıma,
Efendime gidiyorum.

Şu Hoca, bir mum yakmadan,
Karanlık yerden çıkmadan,
Rezil halime bakmadan,
Efendime gidiyorum.
 
Şefaat ya Resulallah

Çok muhtacım, sana geldim,
Şefaat yâ Resulallah!
Kabahatim neyse bildim,
Şefaat yâ Resulallah!

Günahkârım, yüzüm kara,
Atılırım belki nâra,
Meğer senden ola çâre,
Şefaat yâ Resulallah!

Sevgin her şeyden evlâdır,
İlmin herkesten a’lâdır,
Seni metheden Mevlâdır,
Şefaat yâ Resulallah!

Seni nasıl över insan?
Meğer senden ola ihsân,
İmdat eyle bize aman!
Şefaat yâ Resulallah!

Sensiz bana, dünya zindan,
İşim bozuk, halim yaman,
Meğer senden ola derman,
Şefaat yâ Resulallah!

Işık saçtın şu cihana,
Salât, selam olsun sana,
Ölü, diri Müslümana,
Şefaat yâ Resulallah!

Elbette çoktur isyanım,
Hem âcizim, hem noksanım,
Fakat doğrudur imanım,
Şefaat yâ Resulallah!

spyhackerz kaynayıp taşa,
Bilinmez ne gelir başa,
Cihad eden arkadaşa,
Şefaat yâ Resulallah!

Gözlerimden kalksın perde,
Devasın sen bütün derde,
Mümin olan her bir ferde,
Şefaat yâ Resulallah!

Dendi şanına Levlâke,
Yine dendi Âteynâke,
Sensin şâhı Erselnâke,
Şefaat yâ Resulallah!

Dinimizi yayanlara,
Sünnetine uyanlara,
Yoluna baş koyanlara,
Şefaat yâ Resulallah!

Ümmetinin hakîrine,
Şâkirine, zâkirine,
Zenginine, fakirine,
Şefaat yâ Resulallah!

Muhammed Hâdimî
(Rahmetullahi aleyh)
 
Ya Resulallah

Arayı arayı bulsam izini,
İzinin tozuna sürsem yüzümü,
Hak nasip etse de, görsem yüzünü,
Canım ister seni ya Resulullah.

Bir mübarek sefer olsa da gitsem,
Kâbe yollarında kumlara batsam,
Nur cemalin bir kez düşte seyretsem,
Canım ister seni ya Resulullah.

Senin sevgin yaşar hep gönüllerde,
Salevatın eksik olmaz dillerde,
Yunus boşa gezer gurbet illerde,
Canım ister seni ya Resulullah.
 
Efendimiz

Güzelliği bambaşka,
Aşkına dayanılmaz,
Işık saçar âleme,
Mübarek efendimiz.

Asrın kâmil insanı,
Müminlerin burhanı,
Bizim gibi âcize,
Rabbimizin ihsanı.

En büyük devlettir o,
Bitmeyen servettir o,
Ne kadar övülse az,
Sebeb-i nimettir o.

Ah onu anlasaydı,
Şu nasipsiz insanlar,
Âlem felah bulurdu,
Tam olurdu noksanlar.
Hakikat nuru doğar,
Yağar idi ihsanlar.

Eğer onu görseydi,
Afrikalı bir zenci,
Aydınlatır dünyayı,
Olurdu nurdan inci.
O gönüller sultanı,
Şu âlemde birinci.

Teslim olan yanılmaz,
Hazır bekler himmeti,
Dil ile anlatılmaz,
Pek büyüktür kıymeti.* * *

Nefsimiz neler etti,
Savaşmaya güç bitti,
Sermaye elden gitti,
Himmeti kâr bizlere.

Gerçek kolay bilinmez,
Ölünmeden ölünmez,
Onda başka bulunmaz,
En sâdık yâr bizlere.

Ona değer biçilmez,
Onsuz Sırat geçilmez,
Hakla bâtıl seçilmez,
Yardımı var bizlere.

* * *

Hak yolunda verdi sayısız eser,
Okuyanlar anlar, verir çok değer.

Kalbimiz kararır ondan uzakta,
Şeytanlar bekliyor bizi tuzakta.

Ondan gelen şefkat dolu bir nazar,
Şeytanın kurduğu tuzağı bozar.

Aciziz, muhtacız onun lütfuna,
Sarılan kurtulur onun yoluna.
 
Bi-iznillah

Hakk'ın lütfuna eren,
Kurtulur bi-iznillah,
İslama gönül veren,
Kurtulur bi-iznillah.

Din için gayret güden,
Hakkın yolunda giden,
Canını feda eden,
Kurtulur bi-iznillah.

Kalbi imanla dolan,
Ehl-i sünnetten olan,
Namazı doğru kılan,
Kurtulur bi-iznillah.

Her işi hayra yoran,
Yolu ehlinden soran,
Hain nefsini kıran,
Kurtulur bi-iznillah.

İbadetten haz duyan,
Ehl-i sünneti yayan,
Resulullah'a uyan,
Kurtulur bi-iznillah.

Nefsi ile çarpışan,
Nimetleri kapışan,
Sağlam ipe yapışan,
Kurtulur bi-iznillah.

Zamanında uyanan,
Kalbi aşk ile yanan,
Hoca, Rabbi çok anan,
Kurtulur bi-iznillah.
 
Sensin

Âleme rahmet olan,
Sensin yâ Resulallah.
Bilene nimet olan,
Sensin yâ Resulallah.

Âşıkların cananı,
Dertlilerin dermanı,
İki cihan sultanı,
Sensin yâ Resulallah.

Çoktur günah çeşidi,
Okuyoruz tevhidi,
Hüdayi’nin ümidi,
Sensin yâ Resulallah.
 
Resulullah

Gelip geçmiş enbiyanın,
Cümlesinin odur şahı,
Almışlar yüzünden nuru,
Felekler şems ile mahı.

Yedi kat gökleri geçti,
Çıktı arş üstüne bastı,
Kâbekavseyn’e erişti,
Tavaf eyledi dergâhı.

Canımı kurban verseydim,
Varıp yanına girseydim,
Bir kez yüzün görseydim,
Seher vakti sehergâhı.

Eşrefoğlu Rumi şayet,
Günahların çoksa gayet,
Şefaat eder o Ahmed,
Yüzün şems-ü kamer mahı.

Kelimeler:

Felek: Gök
Şems: Güneş
Mah: Gökteki ay
Kamer: Gökteki ay
Sehergah: Seher vakti
Kâbekavseyn: Peygamberimizin, mirac gecesinde, bilmediğimiz bir şekilde Allahü teâlâya yakınlığından kinaye olan bir tabir
 
Efendimiz

Hasretle dolu gözler,
Durmaz, görmeyi özler,
Nimete kavuşanlar,
Hiç sıkıntı çekmezler.

Bozulmaz hiç ahengi,
Solmaz gülünün rengi,
Bulunmaz eşi, dengi,
Herkese sır vermezler.

Gelenler erer nura,
Kavuşurlar sürura,
Kapılanlar gurura,
Yarın sefa sürmezler.

Yüz sürelim izine!
Toprağının tozuna,
İnanmayan sözüne,
Cennet yüzü görmezler.

Kelimeler:

Sürur: Sevinç
Gurur: Kibir
 
Resulün yolu

Her yol hedefe çıkmaz,
Yol Resulün yoludur.
Her bağın gülü kokmaz,
Gül Resulün gülüdür.

Toprak olmadan beden,
Gerçeği tarif eden,
Doğru cennete giden,
Yol Resulün yoludur.

Nefsin olmalı kölen,
Ne mutlu mümin ölen,
Medine’den şu gelen,
Yol Resulün yoludur.

Hayatın olur yalan,
Malların olur talan,
Ateşten çekip alan,
El Resulün elidir.

Yunus, boş oturulmaz,
Allah diyen yorulmaz.
Halis tevbe edenin,
Günahları sorulmaz.
 
Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık

Resul-i Ekremin birinci yâri,
Hak katında büyük Sıddîk'ın yeri.

Bütün eshab gördü, şudur hakikat,
Hazret-i Resul'e etti sadakat.

Her yerde Resul'ü tasdik etmiştir,
Malıyla, canıyla desteklemiştir.

Erkeklerden dine ilk giren odur,
İman nuru ile ilk gören odur.

Cennete de, önce o girer elbet,
Ona nasip olur, bu büyük nimet.

Nebilerden sonra en üstün kişi,
Sözle anlaşılmaz, muhabbet işi.

Resul'e sevgide mihenk taşıdır,
Hicrette mağara arkadaşıdır.

Kayınpeder oldu Resulullah'a,
Böylece kazandı, bir şeref daha.

Resul, ne söylerse, doğrudur derdi,
Onu canından da, fazla severdi.

Bütün insanlardan parlak imanı,
Nuru aydınlatır iki cihanı.

Kim o mübareğe ede muhabbet,
Cennette onunla olacak elbet.

Onu sevmeyenler felah bulamaz,
Cennet kokusunu bile alamaz.

Hoca, onu sevmek şarttır herkese,
Nâra düşer, ona buğzeden kimse.
 
Hazret-i Ömer-ül Faruk

Allah'ın resulüne, ikinci halifedir,
Dokuzuncu göbekten, onun nesebindendir.

Müslüman olunca o, gizlenip kalamadı,
Kâbe’ye gitmek için yerinde duramadı.

Müslümanlar kırk kişi olmuştu onun ile,
Hazret-i Ömer önde, geldiler hep Kâbe’ye.

İleriye atıldı, o heybetli kahraman,
Müşriklere yaklaşıp, şöyle okudu meydan:

(Hey, beni bilen bilir, bilmeyen varsa bilsin,
Hattab oğlu Ömer’im, çıldıran varsa gelsin!

Dayısı Ebu Cehil, orada donup kaldı,
Toplanan kalabalık, şaşkınlıkla dağıldı.

Heybeti müşriklere korku, dehşet saçardı,
Şeytan yolda rastlasa ondan hemen kaçardı.

Hicretler gizli iken onunki açık oldu,
Onu gören düşmanın kalbine korku doldu.

Açıktı basireti, hakkı iyi bilirdi,
İctihadı Kur’ana hep muvafık gelirdi.

Alçak gönüllü idi, meşhurdu adaleti,
İnsanlara acırdı, pek çoktu merhameti.

Özü sözü doğruydu, bu yüzden Faruk dendi,
Edildi büyük ihsan, Cennetle müjdelendi.

Ne büyük şereflere, kondu hazret-i Ömer,
Sultanlar sultanına, olmuştu kayınpeder.

Hazret-i Ali’nin de, olmuş idi damadı,
İslam’a hizmet için usanıp yorulmadı.

Hazret-i Ömer’le Hak, ziynet verdi İslam’a,
Onun kılıcı ile din yayıldı cihana.

O, İslam’ın sesini her tarafa duyurdu,
Onun için Resul-ü ekrem şöyle buyurdu:

(Benden sonra Peygamber, gelmiş olsaydı eğer,
Ömer bin Hattab elbet, olur idi Peygamber.)


Hak nuruyla bakardı, keskindi firaseti,
Çoktur onun hasleti, sayılmaz fazileti.
 
Hazret-i Osman bin Affan

Üçüncü halifesidir, Resul-i Ekrem’in,
Beşincisi olmuştur, ilk iman edenlerin.

Rukayye vefat etti, sonra Hakk'ın Resul'ü,
Verdi ona öteki kızı Ümm-ü Gülsüm'ü.

İkinci defa damat oldu Resulullah'a,
Buyurdu ki: (Verirdim, bir kızım olsa daha.)

Onu pek çok severdi, Rabbimizin Habibi,
Ona dendi “Zinnureyn” iki nurun sâhibi.

Ebu Bekr-i Sıddık'tır, Kur’anı toplattıran,
Osman-ı Zinnureyndir, çoğaltıp dağıttıran.

Çok zengindi, malını İslam’a etti feda,
Onu da, Cennetle müjdeledi ol Hudâ.

Edeb yönünden, onun gibisi pek yok idi,
Halim, selim, yumuşak, hayâsı pek çok idi.

Onun devrinde Kıbrıs, Endülüs fethedildi,
Sinâ Çölü geçildi, tâ Fizan’a gidildi.

Mâverâünnehir'le, Semerkand ve Türkistan,
Alındı Acemistan, Kafkasya ve Hindistan.

İslam’ın sesini o, uzaklara duyurdu,
Peygamber Efendimiz, onun için buyurdu:

(Her nebinin Cennette bir arkadaşı vardır,
Benim ise orada arkadaşım Osman’dır.)

(Yemin ederim yetmiş bin kişi ümmetimden,
Onun şefaatiyle kurtulur Cehennemden.)


(Canım kızım Rukayye, çok hürmet et Osman’a!
Eshâbdan odur, en çok huyu benzeyen bana.


Gökte bütün melekler, Osman’dan hayâ eder,
Hesaba çekilmeden, doğru Cennete gider.)


İbni Sebe isimli Yemenli bir Yahudi,
Yüce dini, içinden parçalamak istedi.

Pek çok gayret gösterdi, ilk önce Medine’de,
Fakat başaramadı, çok çalıştı ise de.

Dedi “Mısır’da fitne çıkarmak daha kolay,”
Mısır Kıptilerinden kurdu çapulcu alay.

Medine’ye geldiler, bir sabah vakit erken,
Evde şehit ettiler, onu Kur’an okurken.

Hoca, o büyük zatı sevmek ne büyük nimet,
Yâ Rab, şefaatini hepimize nasip et!
 
Hazret-i Ali bin ebi Talib

Dördüncüsü Ali’dir, raşid halifelerin,
Ehl-i beytin ilki ve damâdı Peygamberin.

Odur irfan kaynağı, keramet hazinesi,
Odur Hakk'ın aslanı, evliyanın reisi.

İlmi çoktur, şu hadis, onun vesikasıdır,
(Ben ilmin şehriyim, Ali’de kapısıdır.)

Âyet-i kerimeyle edildi medhü senâ,
Kılavuz olmuştur o, bilcümle Müslümana.

Âriflerin önderi, salihlerin rehberi,
Şüphesiz onu sever, âlemlerin serveri,

Bil ki onu sevmeyen Ehl-i sünnet değildir,
Haricidir, sapıktır, ehl-i Cennet değildir.

Namaz kıldırır iken getirmişti tekbiri,
Şehit etti Ali’yi haricilerden biri.

İmâm-ı Ali Haydar, sevilir gökte yerde,
Şöylece övülmüştür hadis-i şeriflerde:

(Ali’yi seven mümin, sevmeyen münafıktır,
Böyle kimseler ancak, Cehenneme layıktır.

Bilin, Ali’yi sevmek, imanın alameti,
Onu seven müminler bulmuştur selameti.

Ali’yi seven kimse beni sevmiştir elbet,
Ona düşmanlık eden, bana etmiştir elbet.

Onu üzen, inciten beni incitmiş olur,
Beni inciten ise, Rabbi incitmiş olur.

Bil Ali’ye muhabbet, bana muhabbet demek,
Bana muhabbet ise Hakk'a muhabbet demek.

Onun güzel yüzüne bakmak ibadet olur,
Onun sevgisi kula, büyük saadet olur.

Ali’ye bir sıkıntı vermek için uğraşan,
Muhakkak bilmeli ki, kendi olur perişan.

Kadınların üstünü Fatımat-üz-Zehra'yı,
Rabbim bana emretti ona nikâhlamayı.

Her peygamberin nesli kendisinden gelmiştir,
Benimkini ise Hak, Ali’den halk etmiştir.

Bana Ali’den daha sevgilidir Fatıma,
Fakat Ali kıymetli, azizdir ondan daha.

Ali’nin yakınlığı bana aynen şöyledir,
Harun’un Musa ile yakınlığı gibidir.)

Hoca der ki, ya Rabbi sevgisini ver bize!
Onun şefaatini nasip et hepimize.
 
131,773Konular
3,271,208Mesajlar
316,146Kullanıcılar
arsenn666Son Üye
Üst Alt