Dini şiirler ve Ilahi sözleri

Bu aşk

Cefanın, mihnetin, adıdır bu aşk.
Zilletin, firkatin, adıdır bu aşk.

Rahatı bırakıp, zorluğu alıp,
Çilenin, hasretin, adıdır bu aşk.

Bir ateş ki, cana düşmüş yanıyor,
Yanan hararetin adıdır bu aşk.

Sınır tanımayan, kararsız olan,
Çeşitli haletin adıdır bu aşk.

Hak, hukuk, ne varsa, hepsini atıp,
Candan feragatin adıdır bu aşk.

Bütün varlıklardan uzaklaşarak,
Herkesten uzletin adıdır bu aşk.

Anlatamaz aşkı, kimse dil ile,
Kederin, hayretin adıdır bu aşk.

Mâşukun sıfatı, aşığın aşkı,
Aşkla mâşuk, zatın adıdır bu aşk.

Aşk nedir bilenler, âşık oldular,
Tevhid-i vahdetin adıdır bu aşk.

Sorulursa Eşrefoğlu Rumi’ye,
Dost ile vuslatın adıdır bu aşk.

Kelimeler:

Mihnet:
Sıkıntı, bela
Halet: Hal, durum
Feragat: Vazgeçmek
Uzlet: Halktan ayrılarak bir köşeye çekilme
Vahdet: Allah’ın birliği
Vuslat: Kavuşma
 
Oldu

Düşeli aşkın derdine,
Bela bana düçar oldu.
Âhım arttı günden güne,
Gözüm yaşı pınar oldu.

Dünyaları gözüm görmez,
Akar kanlı yaşım durmaz,
Dert ateşi aman vermez,
İçim dışım yanar oldu.

Çaresi yok, ne derttir bu?
Getirmiyor göze uyku,
İçimdeki feci korku,
Ciğerimi yakar oldu.

Herkes düşmez Hak aşkına,
Yanıp döndüm bir şaşkına,
Düşeli ben bu sevdaya,
Dünya bana çok dar oldu.

Eşrefoğlu yüzüm soldu,
İniltim cihana doldu.
Görenler şaşırıp kaldı,
Beni bana sorar oldu.
 
İleri

Mevla'yı seviyorum,
Bu canımdan ileri...
Kalbimle görüyorum,
Bu gözümden ileri...

Ben kul idim o Sultan,
Henüz yokken ins ü can,
Okurdu türlü lisan,
Bu dilimden ileri...

İlk o mu sevdi beni,
Yoksa tersi mi idi?
O beni sevmiş idi,
Bu sevgiden ileri...

Sevdi beni, yarattı,
Aşkı ile donattı,
Aldı bu gönlü gitti,
Şu gönlümden ileri...

Aşkla kaynadım taştım,
Yanıp gurbete düştüm,
Nice gözyaşı saçtım,
Bu yaşımdan ileri...

Kalkmaz gözümden perde,
Derman bulunmaz derde,
Bir dert yoktur âlemde,
Bu derdimden ileri...

Derdim asla gitmedi,
İlaçlar kâr etmedi,
Hiç kimse ah etmedi,
Bu âhımdan ileri...

Âşıklar çıkıp geldi,
İşte nişan bu dedi,
Kimse nişan vermedi,
Nişanımdan ileri...

Eşrefoğlu Rumi'yim,
Dosttan haber vereyim,
Yoktur haber göreyim,
Haberimden ileri...

Kelimeler:

İns ü can:
İnsanlar ve cinler
Nişan: İşaret, iz, alâmet
 
Yakmıştır bu aşk

Her kime bir ışık yakmıştır bu aşk,
Ona şimşek gibi çakmıştır bu aşk.

İpeği çıkarır giydirir palas,
Tahtından şahları yıkmıştır bu aşk.

İki âleme de gönül bağlamaz,
Her kimin gönlüne akmıştır bu aşk.

Bak Mecnun’u nasıl hayran koymuştur,
Leyla’ya bir nazar atmıştır bu aşk.

Hem de olunca bir nefes Mansur’la,
Boynuna urganı takmıştır bu aşk.

İlmi olmayana bağlattı zünnar,
Cahili ateşte yakmıştır bu aşk.

Eşrefoğlu Rumi yapış sen aşka!
Her dem yüz akıyla, çıkmıştır bu aşk.

Kelimeler:

Palas: Eski püskü elbise, pejmürde
Urgan: Kalın ip
Zünnar: Papaz kuşağı
 
Aşk eri

Bilinirmiş sözünden,
Aşk parlarmış yüzünden,
Gitmezmiş yaş gözünden,
Çeşme gibi akarmış.

Aşk erinin nişanı,
Bilmek dilersen anı,
Ona bu mülk-i fani,
Zindan olur bakarmış.

Eşrefoğlu Rumi gel,
Yediğin olsun helal
Haramdan gelmişse mal,
Ateş olur yakarmış.
 
Yine aşk

Yine aşk elçisi geldi, erişti.
Aşkın kadehini doldurup içti.

Yine coştu hemen, canımda aşkın,
Yine dalga vurdu inciler saçtı.

Yine bozdu ismim, sırrını aşkın,
Yine kanatlanıp can kuşu uçtu.

Eşrefoğlu Rumi yine ulaştı,
Kavuştu dostuna ışıklar saçtı.
 
Dilimi tutamam?

Bir an dilim tutamadım,
Aşk koymaz beni söyletir.
Tuhaflığı atamadım,
Aşkın âdeti böyledir.

Bu aşk beni deli kıldı,
Aklımı başımdan aldı,
Mecnun gibi dağa saldı,
Ah çektirip hep inletir.

Aşktır beni benden alan,
Eşinden tutup ayıran,
Kimdir aşka karşı duran,
Şahları baştan çıkartır.

Tuhaftır bu aşkın işi,
Dayanmaz ona her kişi,
Gözlerden akıtır yaşı,
Yürekleri hep yandırır.

Kimde Allah aşkı varsa,
İçinde ateş yanarsa,
Dili Hak diye anarsa,
Onun sohbeti tatlıdır.

Aşktır gönülde nur olan,
Aşktır Musa’ya Tur olan,
Aşktır İsa’ya yâr olan,
Ölüyü diri kıldırır.

Gel âşık ol şad olasın,
Kederden azat olasın,
Aşkından murat alasın,
Tutar yükseğe daldırır.

Eşrefoğlu Rumi söyler,
Köye şehre haber eyler,
Kim ki âşık olmak ister,
Ağır yükleri kaldırır.

Kelimeler:

Tur:
Hazret-i Musa’nın Allahü teâlâ ile vasıtasız konuştuğu dağ
Şad: Neşeli
 
Bu aşk

Cihanı hiçe satmakmış bu aşk.
Döküp varlığı, gitmekmiş bu aşk.

Elinde şekeri, ellere verip,
Ağuyu kendi yutmakmış bu aşk.

Bela yağmuru gökten yağarken,
Başını ona tutmakmış bu aşk.

Bu âlem sanki ateş denizi,
Ona kendini atmakmış bu aşk.

Herkes toplanıp, gülüp oynarken,
Bağrına taş basıp, yatmakmış bu aşk.

Âşık olmayan bu derdi bilmez,
Malla denize batmakmış bu aşk.

Âlem yangından kaçıp dururken,
Nefsi ateşe atmakmış bu aşk.

Hasretle gece gündüz ağlayıp,
Gözün şükrünü yapmakmış bu aşk.

Halka yaranmak değil bu sevda,
Hakkın emrini tutmakmış bu aşk.

Eşrefoğlu
bil şu gerçekleri,
Vücudu fani etmekmiş bu aşk.

Kelimeler:

Ağu:
Zehir
 
Olurum

Gerçi zahirde fakir ve âcizim,
Batında cihana Sultan olurum.

Feryatlarım yeri göğü doludur,
Belki de dillere destan olurum.

Söyle dertlilere, gelsinler beri,
Belki dertlerine derman olurum.

Eşrefoğlu Rumi, baktıkça bakıp,
Hakkın hikmetine hayran olurum.

Kelimeler:

Zahir: Görünüş
Bâtın: İç, gizli
 
Benim halim

Halktan el etek çektim,
Nice gözyaşları döktüm,
Varıp çürük tohum ektim,
Ne olacak benim hâlim?

Aşk ateşi vurdu cana,
Pervane ateşte yana,
Sığmıyorum şu cihana,
Ne olacak benim hâlim?

Terk edeyim beni benden,
Geçip bu can ile tenden,
Yüce Rabbim imdat senden,
Ne olacak benim hâlim?

Gel Eşrefoğlu bilesin,
Dost dergahına gelesin,
Ölmeden önce ölesin,
Ne olacak benim hâlim?
 
Hicrana geldim

Ayrı düşmüş yârinden, bir garibim,
Visalin isteyip hicrana geldim.

Kararım yok cihandan tez giderim,
Bu fani diyara mihmana geldim.

Yusuf’um ben bugün Kenan ilinde,
Mısır’a giderek zindana geldim.

Bülbülüm, gülümden ayrı düşmüşüm,
Dost yoluna canı, kurbana geldim.

Eşrefoğlu Rumi bugün tevbe et!
Yarın demeyesin, pişmana geldim.

Kelimeler:

Visal:
Kavuşmak
Hicran: Ayrılık
Mihman: Misafir
 
Müjdemiz

Aşk yakmıştır canımızı,
Bahar etti kışımızı.
Pîrifâni olmuş iken,
Gençleştirdi yaşımızı.

Dilimizde dostun adı,
Canımızda dostun tadı,
Üstümüzde dost kanadı,
Ağrıtmayız dişimizi.

Biz ol dost ile diriyiz,
Dostsuz olursak ölüyüz,
Dost bahçesinin gülüyüz,
Bilmez miyiz işimizi?

Dost girmiştir gönlümüze,
Her günümüz bayram bize,
Eşrefoğlu der ki size,
Düş sanmayın müjdemizi!

Kelimeler:

Pîrifâni:
Çok yaşlı kimse
 
Aşk derdi

Düşenler aşk derdine,
Cana derman istemez.
Artırır günden güne,
Derde noksan istemez.

Başı göklere erdi,
Canı canana verdi,
Güldür bülbülün derdi,
Bağ ve bostan istemez.

Eşrefoğlu Rumi der,
Doğru yolunda gider,
Dostunu arzu eder,
Başka ferman istemez.

Kelimeler:

Canan: Sevgili
Ferman: Emir
 
Gerekmez

Cansın bana, başka bir can gerekmez.
Senden başka iki cihan gerekmez.

Derdin, dertlerime kesin şifadır,
Yeter bu dert artık, derman gerekmez.

Eşrefoğlu Rumi, sende aşk varken,
Bana yeter başka ihsan gerekmez.
 
İnsan bulunmaz

Bu akıl fikirle canan bulunmaz.
Ne yapsan, bu derde derman bulunmaz.

Denizler içerim, susuz geçerim,
Beni kandıracak umman bulunmaz.

Kaybettim Yusuf’u Kenan içinde,
Yusuf bulunsa da, Kenan bulunmaz.

Bu derde mübtela olmuş cihanda,
Eşrefoğlu Rumi gibi insan bulunmaz.

Kelimeler:

Umman:
Okyanus
Ken’an: Filistin’in eski adı.
Mübtela olmak: (Bir derde) tutulmak
 
Tevhidi terk etme

Tevhidi terk etme sakın ey aziz!
Tevhid için gönlüne eyle temiz!

Her kimin tevhidi yoksa canı yok,
Canı ne ola ki onun imanı yok.

Tevhid eden diller kolay yanılmaz,
Günahkâr olsa da ateşte kalmaz.

Tevhid eden dile Hak tanık ola,
Tevhid eden gözler uyanık ola.

Tevhid edeni spyhackerz yakmaz,
Zebani boynuna zincirler takmaz.

Tevhid edenden kaçar şeytan-ı lain,
Tevhid eden olur şeytandan emin.

Ancak tevhid ehli doğru gidendir,
Tevhidsiz olanlar, eğri gidendir.

Tevhid yoksa boştur, bozuktur temel,
Yer gök ehli kadar kılsa da amel.

Tevhidini muhkem eyle, elde sen!
Tevhidi söyleme sade dilde sen!

Muhkem olmak diler isen tevhidin,
Tevhidi kendine muhkem ders edin!

Tevhidin muhkemse bulursun Hakkı,
Tevhidin yok ise olursun şakî.

Kimi söyler sadece tevhid adı,
Canı bilmez nicedir tevhid tadı.

Tevhid düşmanları gayet azgın olur,
Sanki leş yiyen bir kuzgun olur.

Eşrefoğlu Rumi’nin sen ey Ganî,
Can içinde muhkem et tevhidini!

Kelimeler:

Tevhid:
Bir Allah'tan başka İlâh olmadığına inanma. Lâ ilahe illallah sözünü tekrarlama
Zebani:
Cehennemdeki azap yapıcı melek
Şeytan-ı lain: Lanetlenmiş şeytan
Muhkem: Sağlam
Şakî: Cehennemlik
Ganî: Hiçbir şeye muhtâc olmayan; Allahü teâlâ
 
Tevhid ehli

Tevhid ehli doğru gider cennete,
Yolda kalmaz, uğramaz hiç mihnete.

Bunlar Hakkın sevdiği kuldur,
Sayısız nimetler verdiği kuldur.

Tevhid ehli olan Hakla bilişir,
İşinde gücünde Hakla buluşur.

Bu tevhid ehlidir, sevip sevilen,
Din kitaplarında çokça övülen.

Bu tevhid ehlidir, hak yolda giden,
Mübarek tevhidden kaçarsın, neden?

Kim halktan kesilir, Hakka ulaşır,
Hakkı bırakanlar, halkla dalaşır.

Tevhid olur, bütün dertlere deva,
Tevhidden gayrısı, hep nefs-i heva.

Eşrefoğlu Rumi, yüz çevir halktan,
İsteğini bekle Cenab-ı Hak’tan!

Kelimeler:

Tevhid:
Bir Allah'tan başka İlâh olmadığına inanma. Lâ ilahe illallah sözünü tekrarlama
Mihnet:
Sıkıntı, bela
 
Aşkın seli

Düşeli bu aşkın yaman iline,
Beni bıraktı bu halkın diline.

Durmayıp gözümden yaşlar akıtır,
İstemem gözümün yaşı siline.

Yaraşır aşığa gözü yaş olmak,
Kim âşıksa gözlerinden biline.

Aşk ile yaşanan bir ânı verme,
Aşksız geçen ömrün yüz bin yılına!

Eşrefoğlu Rumi, murat isteyen,
Kül olup savrula aşkın yeline.

Kalmaz asla adı sanı zerrece,
Boğulup da gider aşkın seline.
 
İkrar olmadıkça

Erişilmez yâre bi-yâr olmadıkça,
Bütün cihan ona ağyar olmadıkça.

Hakiki âleme bir yol bulunamaz,
Şu dünya mülkünden bizar olmadıkça.

O vahdet denizine kolay ulaşılmaz,
Akıp gözyaşları pınar olmadıkça.

Yalnız özenmekle insan dertli olmaz,
Varıp dert ehline uyar olmadıkça.

Şu gönlün aynası pasından silinmez,
Dille dostun adı tekrar olmadıkça.

Visal şerbetini içen kanmaz asla,
Yürek aşk derdiyle yanar olmadıkça.

Eşrefoğlu doğru sözü etme inkâr,
Yolu bulamazsın ikrar olmadıkça.

Kelimeler:

Yâr:
Sevgili
Bi-yâr: Yâri olmayan
Ağyar: Yâr olmayan, yabancı
Bîzar: Bıkmış, bezmiş
Vahdet: Allahü teâlânın birliği
Visal: Kavuşmak
İkrar: Kabul ve tasdik ettiğini açıkça söylemek
 
Yazılmaz adın insana

Yakar beni aşkın derdi,
Sığmıyorum bu cihana.
Değdi cana aşk ateşi,
Sonsuza dek durmaz yana.

Yanmak bir müjdedir bana,
Canımı koydum yoluna,
Bu ticaretim bambaşka,
Erişmez asla hüsrana.

Aşk ateşi seni yaksın,
Dumanın göklere çıksın,
Eğer olsa yüz bin canın,
Feda edesin canana!

Allah adını anmayan,
Aşk ateşine yanmayan,
Ömür boyu uyanmayan,
Yazılır adı hayvana.

Bu aşk tüccarı daima,
Gider aşkın diyarına,
Varıp aşkın pazarına,
Verir bin canı bir cana.

Ey âşıklar, ey sâdıklar,
Ey sarhoşlar, ey ayıklar,
Durmadan aşkı sayıklar,
Girmiş olan bu meydana.

Hak aşkıyla yanmadıkça,
Eşrefoğlu Rumi asla,
Vasıl olmazsan Hakk’a,
Yazılmaz adın insana.

Kelimeler:

Hüsran:
Hayal kırıklığı
Âşık: Kalbi Allah sevgisiyle dolu olan
Sâdık: Allah’ın sevgili kulu
Sarhoş: Allah sevgisiyle kendinden geçmiş olan
Vasıl olmak: Kavuşmak
 
Olmaz

Biz Hak dostunu severiz,
Elden bize bir yâr olmaz.
Kâh yaparız, kâh dökeriz,
İşimizde karar olmaz.

Aşk diridir, ölür mü hiç?
Kara toprak olur mu hiç?
Karanlıkta kalır mı hiç?
Bize leyl-ü nehar olmaz.

Gülümüz hoş kokuludur,
Solmaz asla, taze durur,
Sanma öyle hazan olur,
Ne yaz, ne kış, bahar olmaz.

Aşkın şerbetini içtik,
Feragat mülküne göçtük,
Yanıp aşkınla tutuştuk,
Artık bize hiç ar olmaz.

Âşık isen sarıl işe!
Aldanma sen görünüşe!
İbrahim ol, gir ateşe!
Bu gülşende yanar olmaz.

Kıyamazsan tatlı cana,
Uzak dur girme meydana!
Nice başlar bu meydanda,
Kesilir, hiç soran olmaz.

Hak dergâha gelenlere,
Kendisini bilenlere,
Dost yolunda ölenlere,
Arif olan, kınar olmaz.

Bırak Ebu Hamid varı,
Görem dersen sen ol yâri,
Hakkı al, bırak kârı,
Haktan başka kemal olmaz.

Ebu Hamid (Somuncu Baba)

Kelimeler:

Feragat mülkü: Varlığını bırakıp asla ulaşma yeri
Leyl-ü Nehar: Gece gündüz
Gülşen: Güllük
 
O köy

Bir zaman bir köye vardım,
O köyü yapılır gördüm,
Ben de köy ile yapıldım,
Taş ve toprak arasında.

Köyden köye ok atarlar,
Gelir ciğere batarlar,
Ârif sözünü satarlar,
O köyümün pazarında.
Ameleler taş yonarlar,
Yontup ustaya sunarlar,
Çalabın ismin anarlar,
O taşın her parçasında.

O köy dediğim gönüldür,
Çiftlik ve saray değildir,
Aşığın kanı sebildir,
O köyümün kenarında.

Bunu ârif olan anlar,
Cahil bilmez hemen tanlar,
Hacı Bayram kendi banlar,
O köyün minaresinde.
Kelimeler:

Ârif: İlim ve irfan sahibi
Yonmak: Yontmak
Sebil: Bedava
Tanlamak: Şaşırmak
Banlamak:
Bağırmak
 
Bu gönlüm

N’oldu bu gönlüm,
Soldu bu gönlüm,
Gamla kederle,
Doldu bu gönlüm.

Yandı bu gönlüm,
Kandı bu gönlüm,
Yanmakta derman,
Buldu bu gönlüm.

Gel artık uyan!
Hak aşkıyla yan,
Aşksız bulunmaz,
Dertlere derman.

Sanma divane!
Oldum pervane!
Aşk ateşine,
Yandı bu gönlüm.

Çok tez uyandı,
Hakka dayandı,
Aşkın rengine,
Varıp boyandı.

Hoş gör fakiri!
El fakr-u fahri,
Söylemedi mi?
Âlemler fahri.

Şu Hacı Bayram
Acaba kimdi?
Ediyor bayram,
Yâr ile şimdi.

Kelimeler:

Divane:
Deli
Pervane: Işık etrafında dönen kelebekçik
El fakru fahri:
Fakir olmakla iftihar ederim.
Fahr-i âlem:
İnsanların kendisiyle övündüğü kimse, Resulullahefendimiz
 
La ilahe illallah

Zikirlerin efdalı,
La ilahe illallah…
Kalbler için faydalı,
La ilahe illallah…
Bırakırsak gafleti,
Buluruz bereketi,
İmanlının nimeti,
La ilahe illallah...

Biraz düşün derinden,
Dönen yok seferinden,
Hiç düşürme dilinden,
La ilahe illallah...

Manası gayet yüce,
Lazım bütün ömrünce,
Söyle gündüz ve gece!
La ilahe illallah...

Yoldaş olur kabirde,
Deva olur her derde,
De hazarda seferde,
La ilahe illallah...

Yunus
şu nizama bak!
Neler lütfediyor Hak,
Demelisin muhakkak!
La ilahe illallah...
 
Dağların

Kış günleri gidip, bahar gelince,
Açılır gafletten, gözü dağların...
Her taraf süslenir, gonca güllerle,
Geçmez bülbüllere, nazı dağların...

Gece gündüz, tesbihledir işleri,
Allah diye söyler, daim kuşları.
Göklere uzanmış, sanki başları,
Dua kıblesine, yüzü dağların…

Kudretten, hepsine, hulle biçilir,
Hak rahmeti, üstlerine saçılır.
Türlü türlü, çiçekleri açılır,
Sanki birer cennet, yazı dağların...

Bakıp doyulmaz, yeşil alanlara,
Hidayetler olur, Hak’tan onlara.
Esen yeli, safa verir canlara,
Misk-ü amber kokar, tozu dağların...

Bir yanda, zambaklar, bir yanda lâle,
Irmakları benzer, âb-ı zülâle.
(Sebbe-ha) mânâsı, geliyor dile,
Şükür Hakka, dâim sözü dağların...

Kelimeler:

Hulle: Cennet elbisesi
Âb-ı zülâl= Berrak su
Sebba-ha: Alâ suresinin (Yaratıp düzene koyan, takdir edip yol gösteren, [topraktan] yeşil otu çıkarıp, sonra da onu kapkara bir sel artığına çeviren yüce Rabbinin adını tesbih et) mealindeki âyetleri hatıra gelir
 
Nakkaşı bulduk

Gelip beka baharından,
Bu fenada kışı bulduk,
Atomlardan Arş’a kadar,
Şaşılacak işi bulduk.

Bıktık gurbet âleminden,
Şaşkın şaşkın dolaşırken,
Hasta ruha hayat veren,
Tesirli bakışı bulduk.

Her bir sözü gerçeklerden
Haber verir âşıklara,
Şükür, hayret diyarına,
Varan bir akışı bulduk.

Ne kelâm o, ne bakış o,
Aklın üstü bir varlık o,
Onun ayak tozlarını,
Kalb derdine aşı bulduk.

Maddeleri inceleyip,
Bir bir temaşa eyledik,
Hepsini aynı mimarın,
Düzgün bir yapışı bulduk.

Attık her şeyi aradan,
Temizlendik mâsivâdan,
Eserlerin nakışından,
Çok şükür Nakkâşı bulduk.

Kelimeler:

Beka: Beka-billah, daima Allahü teâlâyı hatırlama hâlinde olma
Fena: Fena-fillah, Allahü teâlâdan başka her şeyi unutmak, mahlûkların sevgi ve düşüncesini gönülden çıkarmak
Temaşa: Severek bakmak, incelemek
Mâsivâ: Allahü teâlâdan başka her şey
 
Aşk ateşi

Aşk ateşi ki,
Durmadan yanar,
Maşuktan gayri,
Ne varsa yakar.

Ölür mâsiva,
kılıcıyla,
denilince,
Başka ne kala.

Orada kalır,
Yalnız illallah,
Düşüp ortaklar,
Ateşte yana.

Kelimeler:

Maşuk: Âşık olunan
Mâsiva: Allahü teâlâdan gayri her şey
 
Medet Allah’ım medet!

Rabbimiz yüce Mevla,
İsteğimi etme ret!
Ömür geçer isyanla,
Medet Allah’ım medet!

Çaresize lütfunla,
Fukaraya fazlınla,
Günahkâra affınla,
Medet Allah’ım medet!

Âşıklara canansın,
Dertlilere dermansın,
Sultanlara sultansın,
Medet Allah’ım medet!

Yalnız senden istenir,
Başka kime gidilir?
Her iyilik sendendir,
Medet Allah’ım medet!

Günaha gufran sende,
Hoca’ya derman sende,
Lütuf ve ihsan sende,
Medet Allah’ım medet!
 
Elhamdülillah

Hüda davet eder elhamdülillah,
Bu can dosta gider elhamdülillah.

Hakikat şehrine göçme zamanı,
Gönül durmaz, uyar elhamdülillah.

Duyalıdan beri Habibullahı,
Hem okur, hem yazar elhamdülillah.

İlim dedikleri dostla halvettir,
Kalmaz gider ağyar elhamdülillah.

Şehitlik rütbesi en yüce rütbe,
Âşığa verilir elhamdülillah.

Tanıştık, biliştik ihsanlar etti,
Nasibimiz kadar elhamdülillah.

Giderse dünyadan Niyazi ne gam,
Visaline erer elhamdülillah.

Kelimeler:

Hüda: Allahü teâlâ
Habibullahı: Allah’ın sevgilisi, Peygamberimiz
Halvet: Baş başa yalnız kalmak
Ağyar: Eller, yabancılar
Gam: Kaygı, keder
Visal: Kavuşmak
 
131,796Konular
3,271,457Mesajlar
316,215Kullanıcılar
Duva0121Son Üye
Üst Alt