Dini şiirler ve Ilahi sözleri

Mektubat-ı Rabbani

Tasavvuf hâllerine,
Tercümandır Mektubat.
Bir kitaptır ki öyle,
Fışkırır ondan hayat.

Bak yayılan nurlara!
Mektubat’tan cihana.
Yardım eder elbette,
Sıkıntısı olana.

Kur’ân ve hadislerden,
Sonra gelir bu kitap.
İçinde herkese var,
Kendine göre hitap.

İlim, ihlâs kaynağı,
Harikalar diyarı.
Onda bulur arayan,
Kendine çok uyarı.

Der ki, mübarek oğlu,
(Babamın her mektubu,
Büyük bir deryadır ki,
Görünmez asla sonu.)

Tarikatla şeriat,
Birleşmiştir burada.
Saadet verir elbet,
Hem dünya, hem ukbada.

Odur her derde deva,
Mahzun ruhlara gıda.
Çok geçmez bir gün verir,
Paslı kalblere şifa,

Büyük zatların sözü,
Açar kalbdeki gözü.
İslamiyet’in aslı,
Birçok kitabın özü.

Âlimlerin ihsanı,
Unutulmaz lisanı.
Ehl-i sünnet yolunun,
Gayet açık beyanı.

Aşkla yanan insana,
Bulunmayan haberdir.
Bilinmeyen yollarda,
Arzulanan rehberdir.

Geceyi gündüze kat!
Oku çokça Mektubat!
Bu ilmi öğrendikçe,
Alırsın lezzet ve tat.

Okunmalı gözlere,
Yaş doluncaya kadar!
İstenen gerçek aşka,
Kavuşuncaya kadar.

Saatlerce, günlerce,
Hep onunla meşgul ol!
Yapış Ehl-i sünnete!
Yoktur başka doğru yol.

Okunmalı her zaman!
Bir gün etkisi olur.
Muhabbetle okuyan,
Masivadan kurtulur.

Ne feyizler saçılır,
Edeble okuyana,
Kalbe bir yol açılır,
Sözlerini tutana.

Gün gelir eder imdat,
O şerefli büyük zat.
Büyük nimet bilmeli,
Okunmalı Mektubat!

Kelimeler:

Şeriat: Dinin emir ve yasakları
Ukba: Âhiret
Mahzun: Üzüntülü
Mâsiva: Allahü teâlâdan başka her şey
Himmet: Manevi yardım
 
İlmihale uyunca

Helal lokmalar yeriz,
İlmihâle uyunca.
Allah büyüktür deriz,
İlmihâle uyunca.

İnsana huzur verir,
Bilinir yasak emir,
Mevla’dan yardım gelir,
İlmihâle uyunca.

Önce çaylar içilir,
Okunmaya geçilir,
Hak bâtıldan seçilir,
İlmihâle uyunca.

Çeki düzen başlanır,
Feyiz gelen hoşlanır,
Kimi gözler yaşlanır,
İlmihâle uyunca.

Katı kalbler yumuşar,
İnsan imanla yaşar,
Hoca engeli aşar,
İlmihâle uyunca.
 
Gazetemiz Türkiye

Basındaki yeri gayet özeldir,
Her sayfası ayrı ayrı güzeldir,
Ahenklidir, bir şiir ve gazeldir,
Hakkın sesi gazetemiz Türkiye.

Sayfalarda ahlaksızlık yayılmaz,
Okundukça rahatsızlık duyulmaz,
Bakan görür, okumaya doyulmaz,
Hakkın sesi gazetemiz Türkiye.

Evimize edep ile giriyor,
Bilgi, haber, önümüze seriyor,
İnsanlara haklı güven veriyor,
Hakkın sesi gazetemiz Türkiye.

Cemiyetin ahlakını biliyor,
Sabah vakti elimize geliyor,
Halkımıza esenlikler diliyor,
Hakkın sesi gazetemiz Türkiye.

Asil milletine saygısı vardır,
Zarar gelir diye kaygısı vardır,
Akan küfür sele sağlam duvardır,
Hakkın sesi gazetemiz Türkiye.

Doldurmuştur otuz dokuz yaşını,
Hak bozmasın ekmeğini aşını,
Kemal Bozkurt eğmez artık başını,
Hakkın sesi gazetemiz Türkiye.
 
Sofuluk satmak

Ârifler arasında,
Sofuluk satmamalı!
İhlâslı ibadete,
Hiç riya katmamalı!

Güvenme her gülene!
Sormalı bir bilene!
Teslim olup gelene!
Durup taş atmamalı!

Hak, (Kur’an sözüm) dedi,
Kalblere (Evim) dedi,
Kim yıkarsa bu evi,
Adamdan saymamalı!

Kimin gönlü kırıksa,
Yakın olur Mevla’ya,
Yırtık dikilir diye,
Sağlamı yırtmamalı!

Ârif, can verir duymaz,
Dünya için mal koymaz,
Âlim câhil bir olmaz,
Müsavi tutmamalı!

Hazret-i Âdem nebi,
Cennette buğday yedi,
Rahman böyle diledi,
Şeytandan tutmamalı!

Yunus gel aç gözünü!
Öğren işin özünü!
Evliyanın sözünü,
Almaza satmamalı!
 
İstidraç

Bir kişide görülmese,
Harika ve keramet,
Uygunsa işi dine,
Ne kadar büyük nimet...

Hakka kucak açmışsa,
Doğru yolu seçmişse,
Bid’atten vazgeçmişse,
İşte o ehl-i sünnet…

Sünnetlerden kaçarsa,
Bid’atleri saçarsa,
Havalarda uçarsa,
İstidraç o hareket…

Söylüyoruz bin kere,
Uçsa da o kefere,
At taşı düşsün yere!
Bilinsin İslamiyet!

Kelimeler:

Harika: Olağanüstü haller
İstidraç: Sapıklarda görülen olağanüstü haller ki, bilmeyen bunu keramet zanneder.
Âfiyet: Hastalıklardan, günahlardan uzak olmak
Bid’at: Dinde sonradan meydana çıkarılan inanç ve ameller
Kefere: Kâfir
 
Mektubat-ı Rabbani

Elbet kıymetlidir büyüklerin sözü,
Bildirilmiş bütün ilimlerin özü.

Ahmed-i Serhendî, bunu şerh eyledi,
Mektubat-ı şerifi bir bak neyledi.

Mübarek kitabda neler söyler, neler,
Onda oynatılmış ne zevkli cilveler.

Faydalı ilimler hep Mektubat’tadır.
Lüzumlu ilimlerin, hepsi ondadır.

O kitabdır, bir saadet hazinesi,
Ondadır tevhid, madde, ma’nâ bilgisi.

Bu Mektûbât-ı Ahmedî sayesinde,
Ve Onun ulûm-i bî-nihâyesinde.

Vücut buldu Seâdet-i Ebediyye,
Çok şükür ediyoruz Rabb-i ganiyye.

Yâ Rabbi, bu kitabı sen eyle mebrur!
Mahşer günü bize olsun berat ve nur!

Salât olsun, selâm olsun o Resûle!
Tamamlandı Seâdet-i Ebediyye.

Kelimeler:

Ahmed-i Serhendî:
İmam-ı Rabbani hazretleri
Cilve: İnce bilgilerin anlatılması
Saadet: Mutluluk
Tevhid: Allahü teâlânın birliği
Mektubat-ı Ahmedî: İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat kitabı
Ulûm-i bî-nihâye:
Sonsuz ilim
Rabb-i gani: Hiçbir şeye muhtaç olmayan Rabbimiz
Mebrur: Beğenilmiş, hayırlı, faydalı hizmet
Berat: Kurtuluş
 
İlmihalim

Cennete giden yoldur,
Feyizleri çok boldur,
Oku onu bırakma!
Kalbi ilimle doldur!

Büyüklerin sözüdür,
İlimlerin özüdür,
Doğru hedefe gider,
Büyüklerin izidir.

Lüzumlu bilgi vardır,
Bilmemek büyük ardır,
Bir Cennet hazinesi,
Öğrenmek büyük kârdır.

Kalbleri yumuşatır,
Bir zırh gibi kuşatır,
Hazırlar ahirete,
Bizi sonsuz yaşatır.

Âlim olur okuyan,
Mücahit olur yayan,
İnsana huzur verir,
Mutludur ona uyan.

Ebu Said Ebruli
 
Orta yol

Orta yol Ehl-i sünnet,
Bu yoldan gelir himmet,
Sahip ol bu cevhere!
Yaymak için et gayret!

Sâlihler dini yayar,
Büyüklerini sayar,
Fitne çıkarmaz asla,
Dâim kitaba uyar.

İfrat tefritten kaçar,
Doğruya kucak açar,
Aydınlatır her yeri,
Her yana ışık saçar.

Doğru yolu bulana,
Gönlü aşkla dolana,
Yarın müjdeler çoktur,
Hakka teslim olana.

Eğer istersen halâs,
Niyetin olsun ihlâs,
Büyük sözü dinlersen,
Temizlenir kalbden pas.

E. Said Doğan
 
Yetmez mi?

Rezil oldu kadınlar,
Yetmez mi bu ayıp bize?
Âlim sanıldı odunlar,
Yetmez mi bu ayıp bize?

Bid’at ehli övülüyor,
Bid’atleri seviliyor,
Âlimlere sövülüyor,
Yetmez mi bu ayıp bize?

Nice sapık yetki aldı,
Ortalığa fitne saldı,
Müslümanlar garip kaldı,
Yetmez mi bu ayıp bize?

Kötüler gider ileri,
İyilerse kalır geri,
Salihlerin yoktur yeri,
Yetmez mi bu ayıp bize?

Lütfi artık sen de uyan!
Kimsesizler kaldı yayan,
Erkekleşti nice bayan,
Yetmez mi bu ayıp bize?

Alvarlı M. Lütfi Efendi
 
Ecel gelir

Geç kaldım deme!
Kendine rehber ara!
Kara kış olsa bile,
Kavuşursun bahara.

Dostu düşmanı tanı!
Öğren doğru imanı!
Mutlu etmez insanı,
Makam, şöhret ve para.

Soysuzların sözleri,
Silinmiyor izleri,
Bıraktılar bizleri,
Soldan gelen rüzgâra.

Öldürenler kim derdik,
Durup merak ederdik,
Örgütleri öğrendik,
İplik çıktı pazara.

Sökülür bütün kökler,
Boşa gider emekler,
Ecel hazırda bekler,
Gelir peşimiz sıra.

Hoca gafletten uyan!
Düşer ayağı kayan,
Sırtını sağlam dayan!
Uğrama hiç zarara!
 
Kimde erlik var ise

Alçak gönülle gelsin!
Her kimde erlik varsa.
Merdivenden iterler,
Yükseklerden bakarsa.

Kim ki yüksekte gezer,
Er geç yolundan azar,
Dış yüzüne o sızar,
İçinde her ne varsa.

Aksakallı pir koca,
İsmi olsa da hoca,
Boşa gitmesin hacca!
Eğer bir kalb kırarsa.

Sağır işitmez sözü,
Gece sanır gündüzü,
Kördür kâfirin gözü,
Küfrü iman sanırsa.

Gönül Çalab’ın tahtı,
Çalab’ım gönle baktı,
İki cihan bedbahtı,
Kim bir gönül yıkarsa.

Az söz insan yüküdür,
Çok söz hayvan yüküdür,
Bilene bir söz yeter,
Eğer bir cevher varsa.

Kendini ne sanırsın?
Hangi zatı tanırsın?
Sözlerimi anlarsın,
Firasetin açıksa.

Herkes sırayla geçer,
Konanlar bir gün göçer,
Aşk şerbetini içer,
Kim bunları anlarsa.

Yunus seni yormasın!
Yüksek yerde durmasın!
Sırat hesap görmesin!
Hep sevdiği Gaffarsa.
 
Bir insan ki

Bir insan ki, fazileti cem etmiş,
Güzel odur, asil odur, has odur,
Bir insan ki, kötülüğü zemmetmiş,
Güzel odur, asil odur, has odur.

Bir insan ki, hak bâtılı ayırsa,
Zayıfları düşkünleri kayırsa,
Kendisini kötülükten sıyırsa,
Güzel odur, asil odur, has odur.

Bir insan ki, hizmet için koşarsa,
Sabrederek, güçlükleri aşarsa,
Saygı ile sevgi ile coşarsa,
Güzel odur, asil odur, has odur.

Bir insan ki, Ehl-i sünneti bilir,
Namaz kılar, Hak katında eğilir,
Sayar sever, hem herkesçe sevilir,
Güzel odur, asil odur, has odur.

Bir insan ki, yalan dolan söylemez,
Onun bunun gıybetini eylemez,
Küfre düşüp Cehennemi boylamaz,
Güzel odur, asil odur, has odur.

Bir insan ki, kötülüğü yazamaz,
Hâllerini tasvir edip çizemez,
Kim Kayıkçı gibi boşta gezemez,
Güzel odur, asil odur, has odur.
 
Kalk Rabbini seviyorsan

Beş tane İslam’ın şartı,
İmanın şartı da altı,
Gafil olma, seher vakti!
Kalk, Rabbini seviyorsan!

Salihlerle hemen tanış!
Gece gündüz ilme çalış!
Vaktinde namaza alış!
Kul, Rabbini seviyorsan!

Sarılalım dinimize!
Yerleşmeli gönlümüze!
Sabah erken camimize,
Gel, Rabbini seviyorsan!

Tembel olma, et hareket!
Gelsin evine bereket,
Zengin isen hemen zekât,
Ver, Rabbini seviyorsan!

Sanma bunlar pek yorucu!
Olma vurucu, kırıcı!
Senede bir ay orucu,
Tut, Rabbini seviyorsan!

Gidebilirsen hac eyle!
Allahümme lebbeyk söyle!
Zemzem suyundan şöyle,
İç, Rabbini seviyorsan!
 
Öyle bir hayat sür ki

Dünyaya geldiğin zamanı düşün
Sen ağlardın, fakat gülerdi âlem
Öyle bir hayat sür ki, senin gidişin
Sana sevinç olsun âleme matem
 
Dertli’ye cevap

“Hani şeytan nerde?” dersin,
Şeytan senin içindedir.
Küfre varan söz edersin,
Şeytan senin içindedir.

Hakkı görmez gözün varmış,
Teli bozuk sazın varmış,
Ne edepsiz ağzın varmış,
Şeytan senin içindedir.

Çalgı için, mubah dedin,
Çok halt ettin, nane yedin,
Gerçekleri bilemedin,
Şeytan senin içindedir.

Damarına girmiş şeytan,
Odur seni saçmalatan,
İflah olmaz dil uzatan,
Şeytan senin içindedir.

Dertli imiş senin adın,
Hak yolunu bulamadın,
Nerde imiş bilemedin,
Şeytan senin içindedir.

Övüyorsun bâtıl yolu,
Cücelere dedin ulu,
Rabbimizin ahmak kulu,
Şeytan senin içindedir.

Kel başında sarığın yok,
Ayağında çarığın yok,
Filden farkın, kuyruğun yok,
Şeytan senin içindedir.

Hoca der, bu nasıl yazı?
Kim vurdu kafana sazı?
İblis’i edersin razı,
Şeytan senin içindedir.
 
Müslümanlar kardeştir

Yurdumuz aynı, ilimiz başka,
Duamız aynı, dilimiz başka.

Kıblemiz aynı, yolumuz başka,
Aşkımız aynı, hâlimiz başka.

Kalbimiz aynı, başımız başka,
İşimiz aynı, aşımız başka.

Binamız aynı, taşımız başka,
Gözümüz aynı, yaşımız başka.

Gülümüz aynı, kokumuz başka,
Yaramız aynı, yakımız başka.

Kardeşlik aynı, kanımız başka,
Anımız aynı, şânımız başka.

Özümüz aynı, sözümüz başka,
Gezimiz aynı, izimiz başka.

Derdimiz aynı, sancımız başka,
Yolcumuz aynı, hancımız başka.

Çilemiz aynı, ağrımız başka,
Sesimiz aynı, çağrımız başka.

Dinimiz aynı, ırkımız başka,
Gücümüz aynı, farkımız başka.

Boyamız aynı, rengimiz başka,
Yönümüz aynı, cengimiz başka.

Hoca der tende, etimiz başka,
Sürümüz aynı, itimiz başka.
 
Uyan

Biz idik bir zaman en âli devlet
Dünyayı sarmıştı şan ile şöhret
Bunda vardı elbet belli bir hikmet
Niçin istemeyiz bunu bulmayı

Bu gafil halk hâlâ niçin uyanmaz
Sen ikaz eylesen sana da kanmaz
Sonunuz felaket desek inanmaz
İstersen çal ona davul zurnayı

Uyan ey kardeşim gafletten uyan
Çalış yıkılmasın din ile iman
Yetiştir vatana asil kahraman
Bak nasıl alırız eski sırayı
 
Vefasız dünya

Dünyaya etme tamah!
Bir gün demeden eyvah!
Her zaman demeliyiz,
La ilahe illallah.

Fani dünya haraptır,
Nimetleri seraptır,
Heves etme malına!
Her şeyi ıstıraptır.

Sevgisi keder olur,
Varlığı heder olur,
Gönlünü kaptıranlar,
Elbet derbeder olur.

Çirkeflere yataktır,
Çamur dolu bataktır,
Haramı önemsemez,
Küfre sokan ataktır.

Yüz vermez cömerdimiz,
Ondan kaçar merdimiz,
Dini yaymak olmalı,
Gece gündüz derdimiz.

İblis onun babası,
Küfre sokmak çabası,
Her hayra mani olur,
Sıkıntılar cabası.

Sıkıntısı pek çoktur,
Ondan vefasız yoktur,
Hoca, dünya nimeti,
Zehirli birer oktur.
 
Nefsim

Bir an gelir, dost iken, yedi kat bir el olur,
Bendini yıkıp geçen kükremiş bir sel olur.

Bir an gelir, durulur, tatlı bir pınar olur,
Herkese gölge veren büyük bir çınar olur.

Bir an gelir, para der, haram helâl ayırmaz,
Bütün dünya verilse, aç gözünü doyurmaz.

Bir an gelir, inanır, hak ehlinin sözüne,
Vurur iki dizine, yaşlar dolar gözüne.

Bir an gelir, sert bakar, gözünde şimşek çakar,
Yılların kazancını, tutar bir anda yakar.

Bir an gelir, iyidir, kötüye düşman olur,
Bütün yaptıklarına, utanır, pişman olur.

Bir an gelir, saçmalar, ayarsız densiz olur,
İman İslâm tanımaz, kıpkızıl dinsiz olur.

Bir an gelir, uysaldır, her şeyi kabul eder,
Bâtılları bırakır, hakkın yolunda gider.

Bir an gelir, tanımaz, herkese ağyar olur,
Mazlum canlara kıyar, azgın canavar olur.

Bir an gelir, harama kapatır gözlerini,
Hatırından çıkarmaz Resulün sözlerini.

Bir an gelir, zulmeder, ruhumuzu inletir,
Ne naneler yedirir, ne mavallar dinletir.

Hoca der: (Hain nefse uyanın hâli yaman,
Onun hilesi çoktur, tükenmez hiçbir zaman.)
 
Fani dünya

Bu dünya fanidir, güvenme sakın!
Geçici şeylerle övünme sakın!

Aklı olan, buna gönül bağlamaz,
En sonunda pişman olup ağlamaz.

Bakınca görülür, dünyanın fendi,
Benim diyen nice insanı yendi.

Zelil dünya, kötü kadından pistir,
Çok erkekten arta kalmış habistir.

Yüze güler, üç gün yanında kalır,
Sonra bin mihnetle canını alır.

Yedi başlı ejderhadır bu dünya,
İnsanoğlu her an yem olur ona.

Büyük küçük demez, yutar her şeyi,
Toprak etti nice, paşayı beyi.

Nice hükümdarı, nice veziri,
Şu kara toprağın etti esiri.

Zaloğlu Rüstem’i koyup sapana,
Taş gibi fırlatıp attı yabana.

Ferhatlara kayaları deldirdi,
Külünk ile başın ezip öldürdü.

Nasıl mahzun etti, Mecnun’u dünya,
Şaşırıp kalmıştı, bu hâle Leyla.

İskender’i dertle süründürmüştü,
Bütün cihanı ona güldürmüştü.

Hani, hikmet ehli hazret-i Lokman?
Saldırdı ona da, vermedi aman.

Ararken fanide âb-ı hayatı,
Duyuldu onun da bir gün vefatı.

Hiç kimseye insaf etmez bu fani,
Bunca enbiya ve evliya hani?

Sultan Süleyman’a kalmadı dünya,
Bütün cin ve insan mahkûmken ona.

Hayvanların dillerini bilirdi,
Rüzgâra binerek gökte gezerdi.

Hani dünya netti Nuşirevan’ı,
Kaplamıştı adaleti cihanı.

Şu yalancı dünya onu da aldı,
Kendi gitti, ismi dillerde kaldı.

Nice gonca gülü dağıttı dünya,
Nice bülbülleri ağlattı dünya.

Nice yanan ocakları söndürdü,
Nicesini parmağında döndürdü.

Herkesin başında yel gibi esti,
Baltasını vurdu, kelleyi kesti.

Nicesinin gül yüzünü soldurdu,
Gözünün içine toprak doldurdu.

Nicesini ateşinde kavurdu,
Harman gibi küllerini savurdu.

Gelmiş idi nice kükremiş aslan,
Dişlerini döktü vermedi aman.

Bu fanide ne bahçe kalır, ne gül,
Bu külhanda, ne ateş kalır, ne kül.

Bu âlemde, ne bostan kalır, ne bağ,
Hepsi ölür, ne hasta kalır, ne sağ.

Asla yoktur, bu dünyanın amanı,
Bir gün yıkar başa bu köhne hanı.

Fani dünya her geleni ağlattı,
Gözlerinden kanlı yaşlar çağlattı.

Hazret-i Âdem’e yaptı çok hile,
Senelerce ona çektirdi çile.

Oğlu Kâbil, Hâbil’i öldürünce,
Çok ağladı, ölüsünü görünce.

Çile bir mirastır, Âdem babadan,
Hep böyle gelmiştir bu âlem baştan.

Zalim dünya bin bir çeşit zulmeder,
Kıyamete kadar hep böyle gider.

Nuh, bin sene davet etti Hak dine,
Fakat inanmadı kavmi kendine.

Münkirlere dâhildi bir oğlu da,
Gemiye binmedi boğuldu suda.

Odunları yığdı, bir ateş yaktı,
Halil İbrahim’i içine attı.

Hakk'ın emri ile ateş yakmadı,
Nemrut yine küfrünü bırakmadı.

Dünya, Yakub’a ciğer dağlattı,
Yıllarca Yusuf’um diye ağlattı.

Yusuf’u da bir kuyuya attırdı,
Daha sonra köle diye sattırdı.

Züleyha, ne çekti onun elinden,
Düşmedi Yusuf’un adı dilinden.

Sırrı ifşa oldu, el âlem duydu,
Aşk onu ne hâlden, ne hâle koydu.

Zengin iken fakir eyledi onu,
Aziz iken hakir eyledi onu.

Bu fani dünyanın cefası çoktur,
Hoca der, unutma vefası yoktur.
 
Nefsime öğüt

Gördüğün her şeyi alma lisana!
İnsan, dili ile uğrar ziyana.

Görünüşte dilin cirmi küçüktür,
Fakat cürmü, yaptığı iş büyüktür.

Pişman olur, düşünmeden konuşan,
Zarar görür kötülere yanaşan.

Kimi bir söz söyler düşer hataya,
Sözünü bilmeyen uğrar belaya.

Sözünü bilmeyen, fitne çıkaran,
Sonu kötü olur, dökülür çok kan.

Kâfir olur, bir sözüyle Müslüman,
Bir söz ile gider, kalbinden iman.

Diline sahip ol, boş söz söyleme!
Su-i zannı bırak, gıybet eyleme!

Kimsenin aybını ağzına alma!
Sonra pişman olup, saçını yolma!

Bulunmaz noksansız, ayıpsız insan,
Ancak Rabbimizdir, kusursuz olan.

Nasıl kusur etmez, dünyada insan?
Ona düşman iken nefsiyle şeytan.

Kusur araştıranlar, hiç dost bulamaz,
Noksandır o, kâmil insan olamaz.

Kusursuz bir insan, olmaz muhakkak,
Kulunun yüzüne vurmaz onu Hak.

Hakiki dostluğa eyle riayet!
Dostunu, kusuru ile kabul et!

Hoca der: Resulün öğüdünü tut!
(Ya hep hayır söyle, ya eyle sükût!)
 
Bahtiyardır Müslüman

Rabbine eder iman,
İnançlıdır Müslüman.
Cömerttir, eder ihsan,
Kazançlıdır Müslüman.

İlmihali öğrenir,
Kötülükten iğrenir,
Herkes ona imrenir,
Numunedir Müslüman.

Büyüklere hürmetkâr,
Rızkında kanaatkâr,
Dinimize hizmetkâr,
Şuurludur Müslüman.

Hakk'ın sevgili kulu,
Hem ümit hem korkulu,
Bulmuştur orta yolu,
Akıllıdır Müslüman.

Aklı fikri hizmettir,
Kötülüğe bir settir,
Sebeb-i saadettir,
Ganimettir Müslüman.

Haddi aşmaz, hudutlu,
Her işinde metotlu,
İki cihanda mutlu,
Huzurludur Müslüman.

Eder Hakk'a ibadet,
Bütün derdi âhiret,
Bekliyor onu Cennet,
Bahtiyardır Müslüman.
 
Nefsime nasihat

Boş şeylerle üşenmedin ne yazık!
Yarını hiç düşünmedin, ne yazık!

Havalara bina kurdun, şaşkınca,
Din temeli çürük oldu, ne yazık!

Affı sonsuz dedin, gittikçe azdın,
Kahhar ismini unuttun, ne yazık!

Daldın günaha, yapmadın ibadet,
Hak yoldan sapıtıp gittin, ne yazık!

Mal ve şöhret için nasıl uğraştın,
Çok nimetten mahrum kaldın, ne yazık!

Yol bozuk, karanlık; önünde şeytan,
Ağlaman faydasız oldu, ne yazık!

Amel defterinde iyilik yoktur,
Hâlin çok perişan oldu, ne yazık!
 
Bu yaşa eriştin ne amel kıldın?

Bu yaşa eriştin ne amel kıldın?
Ömrün gelip geçti, pişman mı oldun?
Şimdi huzuruma ne yüzle geldin?
Derse Allah, nasıl cevap verecem?

Dinini terk edip, nefsine uydun,
Ahlaksızlar sana dediler aydın,
Zararlı şeyleri etrafa yaydın,
Derse Allah, nasıl cevap verecem?

Soğuk, sıcak dedin, abdest almadın,
Zekâtı vermedin, namaz kılmadın,
Kış yaz cünüp gezdin hiç yıkanmadın,
Derse Allah, nasıl cevap verecem?

Tutmadın orucu, kılmadın namaz,
Yalvarıp Hâlıka, etmedin niyaz,
Günahlar içinde yüzdün kış ve yaz,
Derse Allah, nasıl cevap verecem?
 
Divane nefsim

Heva ve hevesten kaçmak isterim,
Şu fani dünyadan geçmek isterim,
İyiyi kötüden seçmek isterim,
Beni bana koymaz, divane nefsim.

İşimi düzene koysam diyorum,
Hayrımı, şerrimi, bilsem diyorum,
Aklımı başıma alsam diyorum,
Beni bana koymaz, divane nefsim.

Hoca der ki ölenlere bakayım,
Gelenden, gidenden ibret alayım,
Yolcuya düşeni, derim yapayım,
Beni bana koymaz, divane nefsim.
 
Bir gün

Gel aldanma bu dünyaya,
Sonu viran olur, bir gün.
Senin bu sürdüğün demler,
Elbet yalan olur, bir gün.

Mala, makama güvenme!
Sarılacaksın kefene,
O da çürür, düşer yere,
Yerle yeksan olur bir gün.

Halk mezarından kalkacak,
Kimi açık kimi çıplak,
Yalın ayak, başıkabak,
Herkes üryan olur bir gün.

Yağar kar gibi defterler,
Görünce onu titrerler,
Çok sıcaktır herkes terler,
Ulu divan olur bir gün.

Kiminin yüzü kararacak,
Kimi perişan olacak,
Dine uyan kimse ancak,
 
Mahvettin nefsim beni

Dinlemedin Hak emri,
Mahvettin nefsim beni.
Yedin bitirdin ömrü,
Mahvettin nefsim beni.

Hileni bilemedim,
Ağlattın gülemedim,
Sohbete gelemedim,
Mahvettin nefsim beni.

Hayrım şerrim yazılır,
Bir gün mezar kazılır,
Benzim şeklim bozulur,
Mahvettin nefsim beni.

Gidip geri gelemem,
Gelsem bile bulamam,
Buralarda kalamam,
Mahvettin nefsim beni.

Seninle övünmüştüm,
Sana çok güvenmiştim,
Dost sanıp sevinmiştim,
Mahvettin nefsim beni.

Ömrün her gün kısalır,
Azrail canı alır,
İşlerin yarı kalır,
Mahvettin nefsim beni.

Hoca için kedersin,
Uzun yola gidersin,
Bir gün feryat edersin,
Mahvettin nefsim beni.
 
Karacaoğlan’ın nasihati

Bir nasihatim var yaşlıya gence,
Hatırdan, gönülden geçici olma!
Yiğidin başına bir iş gelince,
Onu el âleme açıcı olma!

Tutan kişi için öğüdüm şöyle:
El çok söylese de, sen pek az söyle!
Kötülük edene, iyilik eyle!
Hatıra dokunup yıkıcı olma!

Dokunur hatıra kendini bilmez,
Soylu kimselerden kötülük gelmez,
Sen iyilik et de, o zayi olmaz,
Darılıp da başa kakıcı olma!

El âriftir, çözüverir bendini,
Dağıtırlar tuzağını, fendini,
Alçaklarda otur, gözet kendini!
Öyle yükseklerden uçucu olma!

Soran, arabayı dağdan aşırır,
Sormayan, yolunu düzde şaşırır,
Seni bir mecliste gözden düşürür,
Kötülerle konup göçücü olma!

Karacaoğlan der, vakitsiz ötme!
Kadrini bilmezin yanına gitme!
Seni seveni sev, itiraz etme!
Dostların sözünden geçici olma!
 
Peki demek gerekir

Peki diyen bir er ol, denmesin çavuş,
Sözünün eri ol, nimete kavuş!

Tasdik etmekte var, iman dokusu,
İtirazdan gelir, küfür kokusu!

İhlâs için helâl yemek gerekir,
Amentü’ye peki demek gerekir.

Peki olur demek, ruhun isteği,
İtiraz etmekse, nefsin dileği.

Hep peki diyeni, dost düşman sever,
Herkes Maşallah der, hep onu över.

İtiraz edenin, hiç yüzü gülmez,
Herkes ondan kaçar, yanına gelmez.

Peki diyenlerin yapış izine!
İtiraz edenin, bakma yüzüne!

Hep peki diyenin, Cennettir yolu,
İtiraz edenin, cinnettir yolu.

Peki diyebilen, sevinsin dursun!
İtiraz ederse, dövünsün dursun!

Peki demek farzdır, bazen sünnettir,
Tasdik edicinin yeri Cennettir.

Peki diyebilmek ne kadar hoştur,
İtiraz çirkindir, gayet nahoştur.

Kim itiraz eder, kendine eder,
Şeytanla beraber ateşe gider.

Hep peki diyenden, Hak razı olur,
İtirazcı Hakk’ı, gazaplı bulur.

Hep peki diyenle, herkes geçinir,
İtiraz edenden herkes çekinir.

Peki diyen cahil, âlime benzer,
Hayır diyen âlim, zalime benzer.

Peki diyen köle, sultan oluyor,
Hayır diyen sultan, şeytan oluyor.

Uygunsuz işlerden, artık dönmeli,
Hakk’ın her emrine peki denmeli!

Şeytan, hayır dedi, lanetlik oldu,
Melek Evet dedi, Cennetlik oldu.

Hoca, her zaman, peki demeli,
Haramlardan kaçıp helâl yemeli!
 
Sultan sana

Derdime derman diyorsan,
Bil ki derdin derman sana,
Rahat olsun can diyorsan,
Nefsin olsun kurban sana.

Yağmalansın cümle varlık,
Çıkarılsın kalbden darlık,
Kalmamalı hiç ağyarlık,
Hep yâr olur mihman sana.

Gafleti at, artık uyan!
Her şey açık ayan beyan,
Tevekkül et, Hakk'a dayan!
Etmez mi gör ihsan sana.

Haramlara yumulsun göz!
Yalanlardan korunsun söz!
Rehberine çevrilsin yüz!
Pirin yeter burhan sana.

Anla Allah yapısını!
Alıp iman tapusunu,
Bekle ârif kapısını!
Yüz göstere irfan sana.

Fani olan dünyadan geç!
Öyle kuru sevdadan geç!
Bekleme hiç, Hak yolu seç!
Elbet yeter Sübhan sana.

Düşünme dünya kârını!
Hak için harca varını!
Söndür spyhackerz narını!
Hep var olur canan sana.

Hak dergâhı gayet ulu,
Açıkladı doğru yolu,
Değil isen sadık kulu,
Etmez yolu âsân sana.

Kulluğa bel bağlıyorsan,
Gece gündüz ağlıyorsan,
Sular gibi çağlıyorsan,
Tez bulunur umman sana.

Pirin elini tutarsan,
Kendini Hakk'a satarsan,
Aşk oduna can atarsan,
Gülzar olur nirân sana.

Ey Niyazi olma ahmak!
Zahitlerden olmaya bak!
Kalb evini edersen pâk,
Elbet gelir Sultan sana.
 
131,796Konular
3,271,458Mesajlar
316,215Kullanıcılar
Duva0121Son Üye
Üst Alt